Crimson Capes: Cadılık Savaşında Dört Büyücünün Savaşı
Crimson Capes'de cadılık savaşında dört güçlü büyücünün öyküsünü keşfedin. Sırlarla dolu bir macera sizi bekliyor!
1 saat önce
Kral Amvrysseas, Amvros Krallığı’nı güçlü bir şekilde yönetirken tahtında oturmaktaydı. Zihin ve çeliğe hükmetme yeteneği ile tanınan bu kralın gücü eşsizdi ve birçok insan tarafından arzu ediliyordu. Ancak, bir grup büyücü kralı devirmek ve onun gücünü ele geçirmek için bir komplo düzenledi.

Büyücüler, Kral’ın şövalyelerini yozlaştırarak onlara korkunç canavarlara komuta ettirdiler ve aklın almayacağı korkuları üzerlerine çağırdılar. Böylece Cadılık Savaşı başladı. Bu yozlaşmanın başını çeken dört büyücü vardı:
- İllüzyonist Zerfalon: Geyik Şövalyeleri Tarikatı’nı Kral’a karşı kışkırttı.
- Mergont Vahşileri’nin Şamanı Tip’Lezar: Dış kalelere giden yolları keserek takviye kuvvetlerin ulaşımını engelledi.
- Kan Büyücüsü Tul Akash: Kral’ın topraklarından kovduğu canavarları yeniden topladı ve Amvros halkının üzerine saldı.
- Kara Büyücü Nopar-Tel: Komplonun iplerini çekerek krallığın üzerine büyük bir lanet getirdi.
Kral Amvrysseas, bu komplonun başarılı olmasına müsaade etmeyecekti. En güçlü savaşçıları toplaması ve bir cadı avcıları loncası kurması için Sol Eli Fırtına Milon’a talimat verdi. Kralın kız kardeşi Aelia, cadı avcılarını korumak amacıyla onlara büyülü pelerinler dikti. Kızıl Pelerinliler, Kral’ın düşmanlarının kanıyla boyanan pelerinleriyle, Büyücüler Komplosu’na karşı son direnişlerini sergilediler.

Cadılık Savaşı’nın son günlerine gelindiğinde, komplocular saklanmaya çekildi; fakat Kızıl Pelerinliler için kaçış söz konusu değildi. Bu, tam anlamıyla bir soulslike hikayesine uygun bir başlangıç değil mi? Ancak, bu oyunun genellikle yanlış tanımlandığını düşündüğüm için birkaç kelam etmem gerekiyor: Crimson Capes, 2D bir soulslike değil; daha ziyade bir aksiyon macera oyunudur. Evet, bire bir mücadelelerde zorlu düşmanlarla karşılaşırsınız, zorluk seviyesi alışılmışın üstünde, bağlantılı bölgelerden oluşan haritası harika ve dikkatle tasarlanmış boss’ları vardır. Ama bu tam anlamıyla bir soulslike değil; bunu daha önce de konuşmuştuk 🙂
Crimson Capes, eski tarz bir fantastik oyun olarak öne çıkıyor. Hem dünyası, hem hikayesi, hem de oynanışı her anında bunu hissettiriyor. Oyun başladığından itibaren aklıma gelen ilk isim Moonstone oldu. Eski oyunculardansanız, bu isim duyduğunuzda kafanızda belirgin bir görüntü canlanmıştır. Moonstone içerisinde geçen aksiyonları alıp tüm dünyaya yayın. Bolca vahşet, uzuv koparmalar, etrafa yayılan kan, tuhaf yaratıklar aşina olduğumuz unsurların başında geliyor.

Oyun fragmanlarından beri dikkatimi çeken ilk nokta animasyonlarıydı. Rotoskop tekniği kullanılarak hazırlanan bu animasyonlar, *Prince of Persia* gibi oyunları anımsatıyor ve düşmanlarla yaptığımız düelloların görsel gücünü artırıyor. Ancak, bunu oynanış sağlamlaştırıyor mu derseniz, olay o kadar basit değil. Animasyonların ağırlığı ve düğmelere basma hızı arasındaki farklar, duygu dolu bir deneyim sunsa da, uygulamada bazı zorluklar yaratabiliyor.
- Crimson Capes’in savaşları, hem çok basit hem de karmaşık. Aslında bir hafif ve bir ağır saldırı bulunuyor. Ayrıca bir kaçınma hareketi ve blok eylemi mevcut. Her kahramanın özel bir yeteneği var; bu da oyunun genel dinamiğini zenginleştiriyor.
- Ayrıca, topladığınız yetenek puanlarıyla özel hareketler açmak ve saldırı repertuarınızı genişletmek mümkün. Ancak, savaş deneyimini karmaşık hale getirmek yerine, daha ziyade gelen saldırıyı bloklama ve karşı saldırı yapma mantığına dayanıyor.
Crimson Capes’te karakterimizin seviyesini artırmıyoruz; dolayısıyla sağlık çubuğunu uzatmak ya da silahın zararını artırmak mümkün değil. Bunun yerine, yan görevleri tamamlayarak ve boss’ları yenerek yeni eşyalar kazanıyor ve bunlarla kendimizi güçlendiriyoruz. Bulduğumuz eşyalar, farklı etkiler sağlarken, *oyun stilimize* de katkı sağlıyor.

Oyun dünyası oldukça ilgi çekici. Bir bölgede kazandığımız eşyalar, başka bir bölgede farklı şekillerde işimize yarayabiliyor. Örneğin, bir balık kral ile yaptığımız karşılaşma, başarımlerimizi artırıyor. Gizli alanlar, mini görevler ve benzeri unsurlar, oynanışı daha sürükleyici hale getiriyor.
Oyun oldukça zorlayıcı. Bu zorluğun en büyük sebebi, animasyonların oyun deneyimini olumsuz etkilemesi. Düşmana dönerken darbeleri yiyip sersemlemek, animasyonu iptal etme şansının bulunmaması gibi durumlar oldukça can sıkıcı olabiliyor. Son bölümlerde bazı boss’lar bu bakımdan büyük bir sıkıntı yaratıyor; çünkü yanlış yönlenmeler sonucunda ya da animasyon sürelerinin fazlalığı nedeniyle çok fazla hasar alabiliyoruz.

Crimson Capes’te ilerledikçe dört farklı karakter kullanabiliyoruz ve bunların her biri farklı yeteneklere sahip. Kayıt noktalarına geldiğimizde karakter değiştirmek mümkün; bu da stratejilerinizi geliştirebilmenizde yardımcı oluyor.
Bu tür oyunlarla puan vermek zordur. Görünürlük, indie oyunlar için çok önemlidir, bu yüzden çoğunuz puana bir göz atacak ve oyunun varlığını unutabilirsiniz. Elbette bir oyundaki kusurlardan dolayı yüksek puan veremem; ancak düşük puan demek, oyunun şansı hak etmediği anlamına da gelmiyor. Crimson Capes bir şansı hak ediyor. Yaklaşık 12 saat oynadım, tüm başarımlarını tamamladım ve harcadığım zamana rahatsızlık hissetmedim. Aksine, bu oyunu deneyimlediğim için ve bana yaşattığı nostalji için mutlu oldum. Bu yüzden puana takılmayın; eğer yazı ilginizi çektiyse birkaç videosuna göz atın ve size uygun olup olmadığına bir bakın. Bence en iyi şey bu olacaktır.


Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?