Yukarı Çık
Bildirimler
Şu anda, yeni bir bildirim mevcut değil!

Yeni bildirim olduğu zaman tam olarak burada karşına çıkacak.

5 dakika okunma süresi

85

Dying Light: The Beast ile Soğuk Bahar Sabahında Zombi Macerası

Soğuk bir bahar sabahında zombilerle dans etmeye hazır mısınız? Dying Light: The Beast ile kahkahalar ve kargaşa dolu bir macera sizi bekliyor!

admin

8 ay önce

Dying Light: The Beast ile Soğuk Bahar Sabahında Zombi Macerası

Soğuk Bahar Sabahı ve Dying Light: The Beast

Soğuk bir bahar sabahı, sabah uykusundan uyanmamı sağlayan bir telefon bildirimi, hayatımın en maceralı günlerinden birinin başlangıcını haber veriyordu. “Aramızdaki en cesur kişi olarak sana ihtiyacımız var.” diyordu mesaj. Aklımda bir an “Acaba bu cesaret, odanın içinde peluş ayıcığım Bobo’yu bırakıp dışarı çıkmakla ilgili mi?” düşüncesi geçiyor. Ama yok, Bobo bu işe karışmazdı. Kısa bir sorgulamadan sonra, “Tabii ki!” diye yanıtladım. Korkusuz bir kahraman olacağım, peluş arkadaşımın yanında yer alması şart değil!

Soğuk Bahar Sabahı ve Dying Light: The Beast

Techland Ekibiyle Buluşma

Etkinlik günü, Techland ekibiyle buluşmak üzere bir sanat galerisine doğru yola çıktım. İçeri girdiğimde, gözlerimle bir sanat eserini arıyordum ama karşımda dev bir oyun alanı buldum. Hemen hemen herkes heyecanlıydı; bir grup zombi avcısı bir araya gelmiştik. Ortam, Dying Light’ın geçtiği Castor Woods kasabasını yansıtacak şekilde tasarlanmıştı. Herkesin kıyafetleri, o gün beni bekleyen maceraya uygun olarak giyinmişti. İçimde çılgın bir heyecan vardı, ama bir yandan da “Burada bir şeyler doğru gitmiyor” düşüncesiyle içten içe gülümsüyordum.

Techland Ekibiyle Buluşma

Oyun Başlıyor!

Oyuna başladığımda, Kyle Crane ile karşılaştım. Aramızda çok fazla zaman geçmemiş gibi hissettim, sanki eski bir dostumla yeniden buluşmuş gibiydim. İlk birkaç dakikada birkaç zombiyi patakladım, ama sonra kalabalık bir zombi grubuyla karşılaştım. “Tamam, bu hiç hoş değil!” dedim içimden. Üzerime gelen zombilerle başa çıkarken, akrobatik hareketlerle kapısı kilitli bir binaya tırmanmam gerektiğini fark ettim. “Bunu yapabilirim!” dedim kendime, ama birkaç denemeden sonra “Aman Tanrım, bu işin sonu felaket!” diye düşündüm. Düşme konusunda o kadar yetenekliydim ki, her seferinde muhtemelen zombileri daha çok eğlendiriyordum.

Oyun Başlıyor!

İlk İçecek ve Zombi Turu

Oyun çok eğlenceliydi ve ben bir içecek almak için kalktığımda, 2 saatin nasıl geçtiğini anlamadım! Her şey o kadar sürükleyiciydi ki, yorgunluk yerine “Bambaşka bir dünyadayım!” hissi vardı. Görevler, zombi temizleme ve koşuşturma gibi klasik unsurlarla doluydu, ama hepsi bir araya gelince eğlenceli bir karışım oluşturmuştu. Zaten yan görevler de beni oldukça etkiledi; bir karakterin hikayesini paylaştığımız görevlerde kendimi kaybettim. Bir ara karanlığın çökmesiyle, kasabanın dışında kalakaldım. “Bu bir tuzak mı, yoksa benim zaman algım mı kayboldu?” diye düşündüm. Yakınlardaki zombiler nedeniyle sessizce hareket etmem gerektiği anlar, etkinlik boyunca yaşadığım en gerilim dolu anlar oldu!

İlk İçecek ve Zombi Turu

Grafikler ve Sesler: Korkunun Ritmi

Grafikler ve sesler de benden tam puan aldı. Özellikle sesler, içimdeki cesur ruhu bile ürpertebiliyordu. Zombi parçaları ve kasabanın harabe görüntüleri o kadar etkileyiciydi ki, bazen kendimi sanki bir korku filminde gibi hissettim. Zombilere saldırma hissi dengeliydi; parça parça etleri savurmak, bir kahraman gibi hissettiriyordu. Ama tabii ki, bazı arkadaşlarım özel silahlar bulurken ben şanssızdım. “Neden ben bir peluş oyuncakla savaşıyorum?” diye düşündüm. Belki de Bobo, beni korumak için gizlendi.

Grafikler ve Sesler: Korkunun Ritmi

Beast Modu: İçimizdeki Canavarı Serbest Bırakmak

Şimdi gelelim oyunun adıyla özdeşleşen Beast konusuna. Crane, üzerinde gerçekleştirilen deneyler nedeniyle DNA’sında değişimler yaşayarak, bir canavara dönüşüyordu. “Yani, ben de bir canavar olabilirim mi?” diyerek içimdeki kötü ruhu serbest bıraktım. Beast moduna geçtiğimde, kendimi bir süper kahraman gibi hissettim. Olivia’nın yardımıyla bu durumu kontrol etmemiz gerektiğini öğrendim. “Tamam, ben bir canavarım ama en azından bir kahraman gibi davranacağım!” dedim.

Beast Modu: İçimizdeki Canavarı Serbest Bırakmak

Parkur Zamanı!

Parkurlar, gündüzleri oldukça sakin ama geceleri oldukça zorlu hale geliyordu. Zombilerden kaçmak için çatıdan çatıya zıplarken, bazen “Neden ben buradayım?” diye sormaktan kendimi alamıyordum. Zombiler peşimizde koşarken, bazen durakladığım anlar oldu. “Bu kadar panik yapmamalıydım!” dedim. Ama sonuçta, Techland’ın yaratmak istediği atmosfer tam da buydu; korku ve heyecan dolu bir macera! Zombilere karşı savaşırken, birkaç boss ile karşılaşmak da ayrı bir deneyimdi. Kendileri pek misafirperver değildi, üstüne üstlük, biraz da saldırgandılar!

Parkur Zamanı!

Sonuç: Zombiler ve Peluş Arkadaşlar

Sonuç olarak, bol zombi, sonsuz aksiyon, klasik ama sürükleyici bir hikaye ve eski dostumuz Crane ile eğlenceli bir gün geçirdim. Oyunda negatif yönler de yok muydu? Elbette vardı. Tırmanma mekanikleri bazen can sıkıcı olabiliyordu; ama sonuçta ben bir kahramandım, düşe kalka gidecektim. “Bobo, seninle birlikte bu zombileri yeneceğiz!” diyerek gülümsemeye devam ettim. Şimdi, Techland ekibinden beklediğim Dying Light: The Beast Deluxe Edition kodumu sabırsızlıkla bekliyorum. Zombiler ve peluş arkadaşlarla dolu bir dünya, beni her zaman bekliyor olacak!

Sonuç: Zombiler ve Peluş Arkadaşlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?