Yukarı Çık
Bildirimler
Şu anda, yeni bir bildirim mevcut değil!

Yeni bildirim olduğu zaman tam olarak burada karşına çıkacak.

9 dakika okunma süresi

50

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

"Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi" ile akıl sınırlarını zorlayın. Taşın ardındaki sırları keşfedin ve deliliğin karanlık derinliklerine dalın!

admin

2 ay önce

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

Sevgili Goyunlar, derin bir nefes almak istiyorum. Bu oyun beni bayağı bunalttı. Tımarhanede (şu manastır dediğim yere dilim varmıyor) geçiyor olması ve ünlü İspanyol ressam Francisco De Goya’nın deliliğin sınırlarında dolaşmış tablosundan esinlenen tasarımının yanı sıra, belli başlı temalar ve insan doğasının zayıflıklarını karakterler vasıtasıyla sunması beni çok yordu. Bu sözleri söylemek için bile inanılmaz bir efor sarf ediyorum. Enerjim tükendi, bitkinim. Hayat zaten yeterince zorken, bir de arıza çıkaran karakterlerle tımarhaneden kaçmaya çalışmanın mantığı nedir? Bu sıkıcı başlangıçtan sonra, Blasphemous gibi harika bir aksiyon platform serisini bize kazandıran The Game Kitchen’ın yeni oyunu The Stone of Madness ile ilgili ayrıntılara geçelim diye düşünüyorum.

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

İnsanın aklına yalnızca De Goya tabloları, Gülün Adı romanı ve The Abbey of Crime oyunu geliyor.

Oyun hakkında daha fazla detay vermeden önce, esin kaynağı olan eserlerden bahsetmek gerekiyor. Çünkü yapım bu açıdan gerçekten güçlü bir etkiye sahip. The Game Kitchen, Blasphemous ile elde ettiği başarının ardından, izometrik bakış açısına sahip gizlilik odaklı bir strateji bulmaca oyunu yapma yönünde takdire şayan bir karar almış. İlgilendikleri konuyu iyi seçerek, başarılı sunumları ile mekanikleri bir araya getirmeyi başaran bir firma olarak öne çıkıyorlar. Burada da hem sunum hem de sanat tasarımı açısından etkileyici bir iş çıkartmışlar. Oyunun yönetmeni Maikel Ortega, bir röportajında, 1987 yapımı İspanyol macera oyunu The Abbey of Crime’ın geliştirme süreçlerinde önemli bir referans kaynağı olduğunu ifade etmiş. İlginçtir ki, o da manastırda geçen bir izometrik macera oyunuydu.

Bildiğiniz üzere, oyunun ismi olan the stone of madness terimi, akıl sorunları yaşayan bireylerin içinde bir delilik taşı taşıdığına inanılan orta çağ mitinden gelmektedir. Ayrıca, daha önce bahsettiğimiz ressam De Goya, korku, dehşet, anksiyete ve paranoya gibi duyguları korkutucu bir şekilde temsil eden önemli eserlerle tanınmaktadır. Onun eserlerinde ele aldığı temaların The Stone of Madness’a pek çok açıdan kaynak sağladığını görmekteyiz. Eğer bu bilgileri Umberto Eco’nun bir İtalyan manastırında geçen cinayet hikâyesini anlattığı Gülün Adı romanıyla bir araya getirirseniz, The Stone of Madness oyunundaki temel fikre ulaşmanız mümkün. Bu detayları vermek zorundaydım çünkü The Game Kitchen’ın oyunun altyapısı üzerine ne denli titiz çalıştığını bu bilgilerle daha iyi anlayabilirsiniz. Tüm bu eserlerden ilham alarak harika bir sanat yönetimiyle insanlığın karanlık duygularını ustaca işleyerek sunmuşlar. Bu açıdan oyunun başarısı inkar edilemez. Fakat, atmosfer yaratma, görsel tasarım ve genel ruh yaratma konusundaki bu başarı, oyunun hikâyesi, mekanikleri ve tasarımındaki hayal kırıklığıyla karşıtlık oluşturmuş. Anlatayım.

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

Kuyuya taş adan o beş deli!

The Stone of Madness’ta tımarhaneden kaçmaya çalışan beş mahkûmu (bir de hapishane mevcut) kontrol ediyoruz. Her biri ayrı birer tuhaf karakter. Hepsinin kafasının bir eksik olduğu bu kahramanlar şunlar:

  • Alfredo Martin: Akli dengesi en yerinde olanı denebilir. Suçsuz yere burada yatan bir rahip olarak özetleyebiliriz. Lambası sayesinde etrafı aydınlatma görevini üstleniyor ve hitabet yeteneğiyle çevresindekileri etkiliyor. Arkadaşlarına yardım etme konusunda oldukça yetenekli ama şiddete asla katlanamıyor.
  • Leonara: Düşmanlarını tahtayla vurup bayıltabilen, ya da arkasından sinsice yaklaşarak bıçaklayabilen bir dövüşçü. Birini öldürdükten sonra pişmanlık hissiyle kendine zarar verebiliyor. Korkuları arasında ateş de var ama işine geldiğinde kilitli sandıkları açıp yüksek yerlere tırmanabiliyor.
  • Eduardo: Ekibin kas gücü gerektiren her işte yardımcı olan karakteri. Ama karanlıkta kaldığında hemen ağlamaya başlıyor. Tüm bu çatlak karakterlerin içinde en garip olanı desek yanlış olmaz.
  • Ameila: Ürkekliği ve çalma hastalığıyla tanınan bir çocuk. Her türlü dar yerden geçebilir ama gargoyle gördüğünde akli dengesini kaybediyor.
  • Agnes: Cadı. Ortam zaten karışıkken neden bir cadı bulundurursunuz ki? Güvenlik görevlilerini büyülerle etki altına alabilirken, ekip arkadaşlarını da iyileştirebilir. Ancak ayna fobisi mevcut.

Amacımız bu beş mahkûmu doğru zamanda ve doğru şekilde kullanarak tımarhaneden çıkmayı başarmak. İzometrik bakış açısıyla, düşmanların hareketlerine ve görüş açılarına dikkat ederek görevleri yerine getiriyor ve özgürlük için bir plan yürütüyoruz. Görevleri tamamlarken karakterlerin korkularını, fobilerini ve tuhaf davranışlarını da aklımızda bulundurmamız gerekiyor. Bulmacaların çoklu çözüm yolları var; bu nedenle karakterlerimizin yetenek havuzunu kullanarak kendimize özel bir çözüm bulmalıyız. Ekip yönetimi oldukça önemli bir unsur.

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

Gündüzleri bu ekipten üç karakteri seçip, manastırda dolaşarak görevleri tamamlamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda etrafa saçılmış nesneleri toplayarak kendimize faydalı şeyler çıkarmaya gayret ediyoruz. Geceleri ise koğuşta dinlenip aklımızı korumaya çalışıyoruz; eksik malzemeler üretiyor, tamirat yapıyor ve daha fazla rahatsız edilmemek için güvenlik görevlilerine rüşvet veriyoruz. Gündüz ya da gece yapabileceğiniz işler bunlarla sınırlı değil elbette. Karakterlerin yeni yetenekler de geliştirmelerini sağlayabiliyoruz. Bu nedenle, gün içerisinde nasıl bir performans sergilediğiniz, akşamki hazırlığınızı doğrudan etkiliyor.

Anlayacağınız, The Game Kitchen tüm unsurları bir araya getirerek dikkat çekici bir türler arası deneyim yaratmış. Oyun altyapısı iyi, görsel yönü oldukça kuvvetli ve bahsettiğim mekanikler de ilk bakışta ilgi çekiyor. Ama sorun şu ki, The Game Kitchen oynanış unsurlarını bir türlü kombine edememiş.

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

Save yok save! Alooo!

Her şeyi anlarım ama şu oyunda kaydetme seçeneğinin yokluğunu anlamakta zorlanıyorum. Çünkü oyun, hataların bedelini acımasızca ödettiriyor. Deneme yanılmaya yer yok; ya doğru işi ilk seferde yapmalısınız ya da kaybedersiniz. Karakteriniz yakalanırsa sonuçları kötü olur. Kayıt yapamadığınız için yaptığınız hataların sonuçlarıyla yüzleşmek zorundasınız. Üstelik her günün sonunda karakterlerinizin ruh sağlığı düşmekte. Bugün bitse de yarın hangi belaya düşeceğiz diye bir kapıyı kapatmadan bilemiyoruz. Akıl sağlığı sıfıra inen karakterleriniz travma yaşayarak yeni korkular geliştiriyor ve bu durum, oyunu çekilmez hale getiriyor. Bu fobiler ve travmalar bir şekilde çözülebilir, ama o ana kadar sinir krizine girmeden oyunu silmiyorsanız tabii.

The Stone of Madness’da, hala anlayamadığım bir nedenle, her yeni günde sadece otomatik olarak kayıt alınıyor. Kötü bir gün geçirmişseniz ve tekrar oynamak istemiş olsanız dahi maalesef bu mümkün değil. Ve şunu söylemeliyim ki, oyundaki kötü günler derken bu işin sonu yok. “Çok şükür kötü günler geride kaldı, sırada daha kötü günler var.” diye bir atmosferden bahsediyorum. Anlatabilmişimdir umarım. Entropiden çıkamıyoruz.

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

Bu arada, kaydetme konusuyla ilgili bir parantez açmak gerekirse, geliştirici bu durumu şu sözlerle açıklıyor: Manuel kaydetme seçeneği sunmadık ve oyun tasarımımızı düşününce bu oldukça mantıklı. Bu oyun tür, diğer klasik örneklerden çok farklı, her şey otomatik kaydetme üzerine kurulu ve oyuncunun kendi hatalarıyla yüzleşmesini amaçlıyoruz. The Stone of Madness ideal gizlilik üzerine olan bir oyun değil; baskı altında karar vermeyi gerektiriyor. Kovalamaca ve arama sistemleri gibi unsurlar benzersiz bir deneyim sunuyor. Yani mekanikleri alıp sadece ortamı değiştirmedik; tamamen yeni bir yaklaşım benimsedik. – Eser

Kaydetme olmaması yetmiyormuş gibi, aynı anda iki ya da üç karakteri kontrol edemiyoruz. Hepsini tek tek yönetebiliyoruz. Dilerseniz arkadaşlarınızın sizi takip etmesini sağlayabiliyorsunuz. Fakat tamamen koordinasyon ve zamanlama gerektiren bir oyunda böyle bir tasarım kısıtlaması kabul edilemez. Tüm bunları topladığınızda, The Game Kitchen’ın bu kısıtlamaların farkında olduğunu ama daha oyuncu dostu çözümleri hayata geçiremediğini söyleyebilirim. (Onlar hata değil, özellik)

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

Oynatmaya az kaldı, doktorum nerede?

Karşımızda oldukça iyi bir fikirle, etkileyici sanat tasarımı ve atmosferle hazırlanmış bir oyun var. Fakat bazı teknik aksaklıklar ve tasarım tercihleri The Stone of Madness’ın potansiyelini sınırlıyor. Gerçekten bu oyundan çok ümitliyim. Görsel açıdan gerçekten etkileyici. Grafikler, animasyonlar, çizim ve ara sahneler oldukça hoş. Oyun hikâyesi, ilgi çekici karakterleri ve esinlendiği eserlerin heyecanıyla başlangıçta ilgi çekse de, kısa sürede bu sihirini kaybediyor. Ancak bazen her şey mükemmel olsa bile oyunun mekanikleri oturmaz. Bu gibi durumlarda projeniz üzerinde biraz daha düşünüp çalışmak faydalı olabilir. The Stone of Madness için de böyle düşünüyorum. Keşke The Game Kitchen bir süre daha bu oyun üzerinde yoğunlaşmış olsa ve tasarım tercihlerini gözden geçirebilseydi. Karşımıza çıkan çeşitli sorunlar da bu süreçte giderilmiş olurdu. Ne yazık ki, oyunda çok sayıda hata bulunmakta ve bazıları oyun deneyimini ciddi ölçüde olumsuz etkiliyor. Bu haliyle vasatın biraz üstünde diyebileceğimiz bir oyun olarak kalıyor, güzel olan fikir ise kaybolmuş gibi hissediliyor.

Sizi daha fazla tımarhane kapısında bekletmeyelim ve bu makus talihi yenecek yazıya bir noktayı koyalım istiyorum. Dışarıda görüşmek üzere! Oh be, özgürlük!

The Stone of Madness: Delilik Temalı Bir Oyun İncelemesi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?