Shadow & Bone: Fantastik Bir Macera
Karşılaştığınız gölgeler, korkunç yaratıklar ve biraz da büyü! "Shadow & Bone" ile fantastik bir maceraya hazır olun, kahkaha garantili!
4 hafta önce

Genç bir hiç kimse özel güçleri olduğunu mu fark ediyor? “Geç efendim, çok gördük bunları biz,” diyebilirsiniz elbette. Ama Shadow & Bone dizisi gerçekten de insanı ekran başına bağlayan bir şeyler sunuyor. İnanılmaz güzellikteki setleri, rengarenk kaftanları ve temposuyla kendine çekiyor. Bu çekiciliğini tek bir şeye bağlamak gerçekten zor, ama diziyi bir solukta bitirdiğimi düşünürsek, cidden başarılı olduğunu kabul etmemiz lazım.
Beni bilen bilir, ben çok fazla dizi izleyen biri değilimdir. Hem oturup saatlerce bir şeyler seyretmeyi sevmem hem de birçok dizi beni pek sarmıyor. Ama fantastik serilere karşı bir zaafım var. Shadow & Bone’un ilk görüntülerini gördüğümde içimde bir ses belirdi: “Bu seri senin serin olsun, buna otur ve izle.” Karşı koyamadım tabii ki! Neden mi? Çünkü içimde bir fantastik macera açlığı var, tıpkı bir çocuğun şeker dükkanında hissettiği gibi. Ve işin garibi, Netflix ekibi de dizinin yapımcısı, uyarlandığı serinin yazarı ve oyuncularıyla röportaj yapma imkanı sununca, “Evet, bu evrenden bir işaret olmalı!” dedim.
Belediye bu Fold’a niye iki sokak lambası dikmiyor? Nerede bu devlet?!
Shadow & Bone’un ana mekanı olan Ravka, sorunlar cenneti gibi. İlk olarak, ülke savaşta. Uzun zamandır. İkincisi, tüm ülke “The Fold” adı verilen, içi canavar dolu büyülü bir karanlık denizi tarafından ikiye bölünmüş durumda. Üçüncüsü ise, büyücüler; öyle bir ordu ki, büyücünün biri kafasından vurulabiliyorsa, bu savaşta o kadar da etkili olmayacak demektir. “Yahu Voldemort’u neden çekip vurmamışlar? Abi silah var, tüfek var! Aklınız mı yok?” diye sorduysanız, eh, Shadow & Bone’da bu soruyu soruyor. Ve cevap, büyücüler, yani Grisha’lar açısından pek de iç açıcı değil.
Bütün bunların ortasında, orduda haritacı olan Alina Starkov kendini önce The Fold’un içinde, sonra da canavarların ortasında buluyor. Bu tehlikeli karşılaşma, haberdar olmadığı büyülü güçlerini birden açığa çıkarınca, tabii ki tüm hayatı alt üst oluyor. Çünkü Alina, büyücüler arasında beklenen biri. Güneşin, ışığın gücünü kontrol edebilen ve The Fold’u ortadan kaldıracağı öngörülen bir Grisha. Işıklı büyüler, patlayan silahlar, savaş, aşk, entrika… Kalk başından kalkabilirsen, çünkü bu dizi tam bir baş döndürücü!
Biz kitabı hiç okumamışlar da anlayabilecek miyiz?
İlk olarak bu noktada Shadow & Bone’u kutlamak istiyorum. Bazen uyarlama bir şey seyrederken, hiçbir şey anlamamak da cabası. Hatırlarsanız, The Witcher dizisinde Geralt, Ciri ve Yennefer’in olaylarının sırasını çözmeye çalışmak, adeta bir beyin olimpiyatı gibiydi. Ama bir yandan da kitapları okumuş kimseler için yeni bir şey sunmuyordu. Ancak Shadow & Bone, bir uyarlama yaptığını, bazı şeyleri değiştirmesi gerektiğini ve en baştan açıklaması gerektiğini kabullenmiş. Bu sayede, hem kitapları okumuş insanlara değişik bir şey sunma imkanı olmuş, hem de biz Shadow & Bone’a yabancı olan izleyiciler için izleme kolaylığı yaratmış.
Grishaverse serisi ve Kargalar Meclisi serisini bir araya getirmişler. Normalde aynı evrende geçen ama ayrı hikayeler olan bu serilerin bir araya gelmesi Shadow & Bone’a çok yaradı. Özellikle tempo açısından. Alina’nın hikayesinin durağanlaştığı noktalarda, Kargalar Meclisi’nin karakterleri Kaz, Jesper ve Inej’in hareketli sahnelerine geçiş yapıyoruz. Onların hikayesi ağırlaştığında Alina’nın tarafında işler karışıyor. Bu durum, ciddi ya da durağan sahnelerin akıcı hale gelmesini sağlıyor, üst üste binmiyor. Yani bir nevi, dizi izlerken kafanızı dinlendirmeye yarayan bir tür “dizisel yoga”!
Yani kitapları okusak spoiler yemez miyiz?
Büyük ihtimalle yeriz! Leigh Bardugo’nun Grishaverse serisi, yani Shadow & Bone (Gölge ve Kemik diye çevrilmiş) ve Kargalar Meclisi serisi Türkçe’ye çevrilmiş. Sipariş ettim açıkçası, fakat henüz okumaya fırsatım olmadı. Ama kesinlikle hayatımda daha fazla Shadow & Bone istiyorum. İlk sezon ilginç bir noktada bitiyor. Bundan öte anlatmayacağım, çünkü spoiler vermek istemiyorum. Öyle aman aman eleştirmek istediğim bir nokta da yok. O nedenle siz de kendiniz tecrübe edin istiyorum. Şunun söyleyebilirim ki, tadı insanın damağında kalıyor!
Uzun süredir fantastik edebiyatla olan ilişkim kesilmişti. Seviyorum da ama ilgimi çeken bir şey bulamıyordum. Ya da birçok eser, özellikle kitaplar, daha genç edebiyatı havasında olduğundan beni sarmıyordu. Bir kitap olarak Gölge ve Kemik de aslında direkt olarak yetişkinlere yönelik yazılmış değil. Fakat dizinin yarattığı dünya beni o kadar sardı ki, okumadan edemeyeceğim. Sanırım uzun süredir yaşadığım fantastik, büyülü dünya eksiğinin de etkisi büyük. Fakat bu demek değil ki Shadow & Bone işini iyi yapmıyor, sadece boşluk doldurmalık bir seri değil!
Gerçekten set dizaynlarından kostümlere, özel efektlerden pratik efektlere, savaş sahnelerine, oyunculuklara… O kadar güzel tasarlanmış ve uygulamaya geçirilmiş ki, insan başından kalkamıyor. Oyuncu seçimleri karakterlere çok iyi uyuyor, hikayesi ilgi çekici, dünyası orijinal. Eğer fantastik dizilerden, büyüden, karizmatik kötüler ve fiyakalı soygun hikayelerinden hoşlanıyorsanız, Shadow & Bone’a kesinlikle bakmalısınız. Vallahi herkese göre bir şeyler var, kaçırmayın!
Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?