Monster Hunter Stories 3: Efsanevi Canavarları Yetiştirmenin Yeni Yüzü
Monster Hunter Stories 3 ile efsanevi canavarları yetiştirme deneyimini keşfedin. Yeni maceralara ve heyecan verici savaşlara hazır olun!
3 saat önce
Yıllardır bu sayfalarda benimle birlikte olan arkadaşların, bir Monster Hunter yazısı altında adımı gördüğünde artık şaşırmadığına inanıyorum. Oynadığım yüzlerce oyun bir yana, Monster Hunter serisi bambaşka bir yerde. Bu seri, beni her yönüyle etkileyen, artistik duygularıma hitap eden ve ruhumu besleyen bir dünya. Capcom’un bu bağın gücünü bildiğini düşünmüyorum. Geçtiğimiz yıl çıkan Monster Hunter Wilds, beklediğim kadar etkileyici bir çıkış yapamadığında biraz hayal kırıklığına uğradım. Neyse ki, bu yıl yan seri olan Stories’e çıkan oyun beni oldukça etkiledi. Oynamış olduğum 83 saat 38 dakika boyunca (bu nasıl bir zamanlamaysa) “Capcom yine başarmışsın” demekten kendimi alamadım. Eğer bu oyun serisine yeni katılmışsanız ya da eski bir hayranıysanız, kesinlikle etkileneceksiniz.

Azuria’da sıradan bir gün
Bu tabii ki bir hikâye odaklı RYO oyunu olduğundan, orası hakkında daha fazla bilgi vermem gerekiyor ama önce size bir öneride bulunmak istiyorum. Karakterimi genellikle kendi yarattığım RYO oyunlarında kadın olarak seçmeyi tercih ediyorum, çünkü saatlerce bir erkeğe bakmak istemiyorum. MHS 3’te de ilk olarak bu konuda bir seçim yapmamız var ve kadın ya da erkek karakter arasında büyük bir hissiyat farkı yaşanıyor. Hatırlarsanız, Assassin’s Creed Odyssey’de Kassandra’yla oynamak yapımcıların önerisiydi. Capcom bu durumu direkt olarak belirtmemiş olsa da, bu oyunda kadın karakterle oynamak benzer bir etki yaratıyor.

Ana oyunda kadın karakter seçeceğimi bildiğim için, demoda genç bir erkek karakteri seçmiştim. Seslendirme performansı oldukça başarılı olmasına rağmen (oyunun İngilizce seslendirmesi harika) karakterle bağ kurmakta zorluk yaşadım. Fakat ana oyunda kadın karakteri seçtiğimde, her şey yerli yerine oturdu ve ikna edici bir hal aldı. Özellikle başroldeki karakterin çocukluk arkadaşı Simon ve Vermil prensesi Eleanor ile olan ilişkisi bu seçim sayesinde çok daha inandırıcı hale gelmişti. Ayrıca, başrolün seslendirilmiş olması da büyük bir güzellik katmış ve daha güçlü bir bağ kurmamı sağladı.
Hikaye genel hatlarıyla, güneşli Azuria ve doğal bir felaketin etkisinde kalan komşu krallık Vermil arasındaki politik gerilim üzerine inşa edilmiş. Kadın karakter seçimim, daha olgun bir ton ve güçlü bir anti-savaş anlatımına zemin hazırladı. Kadın kahramanı tercih ettiğim için, Vermil prensesi Eleanor ile olan konuşmalar oldukça eğlenceli hale geldi. Ayrıca, bu yeni oyunda RYO’ların klasik parti dinamiği de eklenmiş durumda ve belirli yan karakterleri savaşlarda dilediğimiz gibi kullanabiliyoruz. Bu yan karakterlerin arka planlarını tanıyabileceğimiz ekstra hikaye serileri de mevcut, oynanmasını kesinlikle tavsiye ederim.

Bu oyunda beni en çok etkileyen nokta, insanın doğayla etkileşimlerinde niyet ve sonuç ilişkisine derinlemesine inmesi oldu. Eski nesillerin hatalarının bedelini ödeyen gençler, doğaya verilen geri dönülemez tahribatlar ve evcil hayvanlarımızla kurduğumuz ilişkilerdeki yakınlık önemi gibi konular, oyunun anlatısına çok iyi entegre edilmiş. Tabii ki, Monster Hunter serilerinde olduğu gibi burada da yaşanan anomalilerin sebebi efsanevi bir canavara dayanıyor. Fakat, bu sefer ortaya koyulan hikaye gerçekten dikkate değer bir yapım olmuş. Bu nedenle sadece bu kısmı için bile oynamaya değer. Oyun mekaniği de hiç fena değil, aslında en çok beni mutlu eden kısımlardan biri bu.
Taş, kâğıt, makas ve ötesi

Serinin ilk iki oyunu, Pokémon’a rakip olmaya çalışan ama fazla iddialı olmayan yapımlardı. Ancak üçüncü oyunda, Capcom tüm potansiyelini kullanarak, serinin baş yapımcısı Ryozo Tsujimoto liderliğinde bir iş gerçekleştirmiş. İlk sinematikteki detay seviyesi bile göz alıcı. Azuria’nın büyüleyici doğasında can yoldaşımız Ratha’nın sırtında uçarken müthiş bir his yaşıyoruz. Gezilebilir alanların genişliği, dikey arazisi çeşitliliği ve gizemlerle dolu yapısı, keşif merakımızı hemen uyandırıyor. Tüm bunlar, haritalardaki teleskoplarla kritik noktaları belirlememizi de sağlıyor.
Bazı yerlerde şelale arkasında gizlenmiş mağaralar bulmak beni benden alıyor. Bu tür gizli yerleri keşfetmenin ödülleri harika. Oyun, grind yapmayı öyle bir kolay hale getirmiş ki, sıkılmadan seviyeleri hızla ilerletmek mümkün. Keşif odaklı yapı, oyunun yoğun hikâyesinde mola vermek istediğimizde mükemmel bir denge sağlıyor. Ayrıca canavarcıklarımızın (ben onları Monstie olarak adlandırdım) haritada kullanabileceği çeşitli yetenekler de öne çıkıyor ve bu durum oyunun ayrılmaz parçası haline geliyor. Bazen sadece Ratha’nın sırtında güneşin batışını izlemek bile inanılmaz keyifliydi ve bu, oyun anlarından biri haline geldi.

Oyunda, öncekilerde olduğu gibi yumurta toplayarak, içlerinden çıkan Monstie’leri yetiştirip ekiplerimize katmamız gerekiyor. Savaşlar, serinin ana mekaniği olan taş, kâğıt, makas sistemine yeni detaylar ekleyerek çok daha cazip hale gelmiş. Artan görsel kalite, bu noktada büyük katkı sağlıyor. Özel hareketler, normal vuruşlar ve ultileri izlemek gerçekten keyifli. Yani, sadece ultilerini görmek için bile her canavarı ayrı ayrı yetiştirmek insanı cezbeder. Düzgün saymadım ama totalde 120’den fazla Monstie var ve her birinin kendine özel animasyonları ve hareketleri bulunuyor. Bu noktada çeşitliliğin oldukça fazla olduğu açık. Element etkileri, farklı silah çeşitleri ve yancımızın taktiği ile elimizde büyük bir savaş gücü oluşuyor. İkinci oyunda benzer unsurlar da vardı, fakat taktikler bir noktadan sonra tekdüzeleşiyordu. Ancak ekip burada öyle sağlam bir dokunuş yaptı ki, sürekli rotasyonda kalmamızı sağlıyor ve partiyi yeni canavarlarla canlı tutmayı başarıyor.
Elbette ki bir Zinogre, elektrik hasarı konusunda bir Tobi-Kadachi’yi geçer fakat Zinogre’ı almak, hiç de kolay değil. Gerçekten özel mücadele gerektiren ender canavarlara sahip. Kendi özel mekanikleri olan Malzeno gibi daha güçlü Elder Dragon tarzı yaratıkları bu sefer ekibimize katma imkanımız var, dolayısıyla savaşlarımız daha da eğlenceli hale geliyor. Bunun yanı sıra, savaşlarda rakip canavarların dayanıklılık barı da bulunuyor. Bizim sıramızda ataklarla zayıf noktalarına vurup bu barı boşaltmamız gerekiyor. Tamamen boş olduğunda, canavar stagger oluyor ve bu da Persona serisindeki gibi toplu saldırı şansı yaratıyor. Ayrıca, Kinship barımız dolduğunda ister kendi karakterimizle ister yancımızla güçlü bir bitirici hareket yapabiliyoruz. Bu da oyunun abartılı anime özel hareketlerinden bolca esinlenmiş ve heyecanı artırmış.

Benim Rathalos’um senin Rathalos’unu döver
Monster Hunter Stories’ın ana karakterleri olan Biniciler, alıştığımız Avcılardan oldukça farklı ve doğaya duyarlı karakterlerdir. Özel bir taş sayesinde yumurtadan çıkarken bağ kurdukları Monstie’leri yetiştirip canavar popülasyonlarını dengeledikleri için, doğaya hükmeden değil, paylaşımcı bir bakış açısıyla yaklaşmaları benim için oldukça ilgi çekici. Bu paylaşımcı yaklaşım, yeni eklenen habitat geliştirme mekaniğiyle de desteklenmektedir. Oyundaki açık arazide kurabildiğimiz kamplar bu mekanik ile yönetiliyor ve temel olarak arazideki yaratık popülasyonunun kalitesini artırarak daha iyi genlere sahip yumurtalar bulmamıza yardımcı oluyor.

Örneğin, tesadüfen bulduğumuz bir Yian-Garuga yumurtası ile canavarı yetiştirip doğaya saldığımızda, o canavarcığın seviyesi oranında arazide bir popülasyon artışı meydana geliyor. Bu işlemi birkaç kez tekrar ettiğimizde, seviye A veya S’de canavar mutasyon geçiriyor ve özel tür Yian-Garuga karşımıza çıkmaya başlıyor. Elbette her canavarın böyle mutasyonları yok ama kalite yükseldikçe normal türlerin bile çift elementlileri veya daha güçlü olanları yumurtadan çıkmaya başlıyor. Bu yumurta mekanizması, bir gacha türü. Ancak, mikro satın alım olmadığından her şeyi kendi çabanızla elde edebiliyorsunuz. Bu seviyeleri yükseltmek neden önemli? Daha kaliteli canavarlar, S-Geni denilen özel genlere ya da normal hareketlerin S seviye türevlerine sahip olabiliyor. Böylece daha güçsüz seviyede bir yaratık bile S geniyle değerli ve elde tutulur bir hale gelebiliyor. Önceden olduğu gibi, bu sefer gen transferinin yapılmış canlıları yok ama gönül rahatlığıyla canavarlarınızı toplayabilir ve iyi genleri esas ekiptekilere aktararak güçlendirebilirsiniz.
Bu gen transferi mekaniğinin derinliğine inelim. Oyunda her yaratığın 9 slotluk bir gen dizilimi mevcut. Bunlar, yüksek fiziksel/elementsel hasar, özel hareket, yüksek defans gibi konularda oldukça çeşitli genler içeriyor ve bu çeşitliliğin sonu yok. Farz edelim ki elimizde ateş elementinden yararlanan bir Rathalos var ama S-Gen’i yok. Bu durumda S-Gen’i ateş elementi güçlendiren bir Ajarakan’dan alıp Rathalos’a takmak, önemli bir güç artışı sağlar. Böylece yüzlerce farklı kombinasyon oluşturmak mümkün. Monstie’nizin genetik dizilim yapısı, savaşlardaki başarıda büyük etki yaratıyor.

Örneğin, Seregios’un harika bir özel hareketi var ve çoğu savaşta işlevsel. Bu hareketi, stun etkisi verecek bir yan etkiyle birleştirirseniz, rakipte aynı anda hem sersemletme hem de kanama etkisi yaratabilirsiniz. Bu sistemin derinliklerine inerek, aynı Monstie’nin farklı varyasyonlarını elde etmek mümkündür ve bu çeşitlilik, yapımın Pokémon serisinin önüne geçtiği alanlardan biri olarak gözüküyor. Ayrıca sembol ve renge göre doğru dizilimde bonus almak da mümkün, bu yüzden neyi koyduğunuz kadar nereye koyduğunuz da önemli. Oyunun popülasyon yükseltme ve sonrasında canavarları bir habitatta eğitme mekanikleri sade fakat başarılı eklemeler. Ancak oyun ilerlediğinde bu mekaniksel ilerleme kesiliyor ve sonuna kadar (yaratıkların çeşitliliği her zaman artıyor olsa da) yeni bir mekanik göremiyoruz. Bu oyundaki tek sıkıntı, yan görevlerin pek de bir amacı olmaması ve grind’ın oldukça eğlenceli ve kolay oluşundan dolayı hızlıca güçlü hale gelebilmeniz. Ancak, günün sonunda bu oyunun çocuklar için düşünüldüğü ve benim gibi 41 yaşındaki biri için değil olduğunu düşününce pek de ses çıkarmıyorum. Daha hardcore oyuncular için dikkat gerektiren dövüşler de mevcut.
Canavarını yetiştiren büyük ödülü kapar
Capcom yine harika bir iş çıkarmış! Stories, bu oyunla Monster Hunter markasından biraz ayrılıp sonunda kendi kanatlarıyla uçmaya başlamış. Oyundan geriye sadece muhteşem savaşlar değil, karakterler arası samimi muhabbetler, müziklerin tadı, bölgelerde keyifli dolaşmanın zevki ve uğraşarak yetiştirdiğiniz canavarın savaşlarda gösterdiği başarıdan gururlanma anları kalmışsa, bu oyunun “başarılı” olduğunun kanıtı. Önlereki oyunlar potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koyamamıştı. Ama bu kez, yumurtadan muhteşem özelliklerle donanmış tam teşekküllü bir JRYO ortaya konmuş. Seriyi sevenler, evrenin bu farklı yüzünü görmek için düşünmeden daldırsınlar. Pokémon hayranı olan fakat onların kalitesizliğinden şikayet edenler, burada muazzam bir yapım kalitesi ve çeşitlilik görebilecekler. Ayrıca, sen. Evet, sen. Belki de hiç JRYO oynamamış olan arkadaşım, bu oyunun her platformdaki demosuna en azından bir şans vererek denemeni tavsiye ederim. Hikâye seni yakalamazsa savaşlar seni hemen etkiler. Diğer türlü, belki sınırsız çeşitlilikteki canavarlar. Ama kesin olan bir şey var ki, Capcom yılın ilk sağlam JRYO’sunu özenle hazırlayıp, harika bir sunumla önümüze koymuş. Bundan dolayı da onu afiyetle mideye indirmek düşüyor.

Canavar Binicilere Notlar
|


Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?