2004 yılında ekranlara veda eden ve yarattığı gizemle izleyicilerini kendine hayran bırakan Lost, tam 10 yıl sonra bile hala dillerden düşmüyor. Sanki bir zaman yolcusunun elinden geçmiş gibi, yıllar geçse de etkisi bitmeyen bu dizi, birçok izleyici için bir başyapıt. Ancak dizinin sonu, birçok hayranı için bir muamma olarak kalmaya devam ediyor. Bazen bir bulmaca gibi, bazen de bir kabus gibi hissedilen bu son, izleyicileri o kadar düşündürmüştü ki, “Sonunu ben yazsaydım, daha iyi olurdu!” diyenlerin sayısı bir hayli fazlaydı.
Lost’un başrol oyuncularından Josh Holloway, Collider ile yaptığı bir röportajda dizinin sonunu değerlendirdi. Holloway, özellikle karakteri Sawyer ile ilgili hissettiklerini paylaştı ve “Biliyor musun, ben bu sonu seviyorum çünkü Sawyer hayatta kaldı!” dedi. Evet, doğru duydunuz! Kimi izleyiciler için dizinin sonunu anlamak, bir yudum su içmekten daha zorlayıcıydı; ama Sawyer, adada hayatta kalan tek adam gibi, her şeyi umursamadan yoluna devam etti. O, adada olup biten her şeyin sadece bir arka plan gürültüsü olduğunu düşünüyordu, sanki “Beni bu saçmalığın içine sokmayın, ben sadece hayatta kalmaya çalışıyorum!” der gibiydi.
Hayatta kalma mücadelesi derken, Holloway’in ifadesi çok dikkat çekici. Sawyer’ın durumu, aslında çoğumuzun hayatında karşılaştığı zorlukların bir yansıması. Hayatın getirdiği zorluklar karşısında, bazen sadece “Hayatta kalmam lazım” moduna geçmek zorunda kalıyoruz. Holloway, “Sawyer bir noktada her şeyi umursamıyordu, sadece bu absürt adada nasıl hayatta kalacağını düşünüyor ve bu kargaşanın içinde var olmaya çalışıyordu” diyor. Eğer bu bir film olsaydı, kesinlikle “Hayat bazen çok karmaşık, bu yüzden ben de sadece bir kahve alıp, köşemde oturayım!” diyerek sahneye çıkacaktı.
Bütün bu tartışmaların ışığında, Holloway’in dizinin yazarları J.J. Abrams ve Damon Lindelof hakkında söyledikleri de bir hayli ilginç. “Yazarlar, Lost gibi devasa bir hikayeyi nasıl bitireceklerini bilemediler,” diyor. Buradan anlıyoruz ki, eğer senaryoyu yazanlar bile sonu çözemediyse, izleyicilere ne demeli? Belki de bu dizinin en büyük sorunu, izleyicilerin beklediği türden bir sonuç üretememekti. Holloway, “Eğer ben yazsaydım, muhtemelen daha iyi bir son bulurdum, ama kim bilir? Belki de sonunda bir dinozor ortaya çıkardı!” diyerek durumu gülümsemeyle karşılıyor.
Dizinin sonunu eleştirenler, “Bunu beklemiyordum!” diyerek hayal kırıklığına uğramışlardı. Ama burada bir gerçek var: Lost, izleyicilerini sürekli düşündüren, üzerinde tartışmalar yapılmasına neden olan bir yapım. Hatta, bazıları için bu dizi bir yaşam tarzı haline geldi. Gözlerimizi ekrandan ayırmadan, “Acaba bu karakter ne yapacak?” diye düşündüğümüz günler hatırlanıyor. Eğer henüz Lost’u izlememişseniz, kulaklarınızı sıkıca kapatın! Eleştirileri bir kenara bırakıp, bu macerayı yaşamak için kendinize bir şans tanıyın. Belki de sonunda, “Evet, bu son hiç de kötü değildi!” diyerek gülümseyeceksiniz.
Sonuç olarak, Lost gibi bir dizi, sadece bir hikaye değil, aynı zamanda izleyicilerin zihinlerinde bir bulmaca yaratan, zamanla unutulmaz bir kült haline gelen bir fenomen. Unutmayın, belki de hayatın kendisi de bir Lost hikayesidir; bazen kayboluruz ama her zaman hayatta kalmak için bir yol buluruz.