Mixtape: Gençlik Anılarına Yolculuk ve Duygusal Bir Deneyim

“Mixtape: Gençlik Anılarına Yolculuk ve Duygusal Bir Deneyim” ile hatıralarınıza dönün; müzikle dolu bir nostalji yolculuğuna çıkarak duygularınızı yeniden yaşayın.

admin

Mixtape’i üç farklı Mert bakış açısıyla inceleyebilseydim; bir tanesi 90’larda lise yıllarını geçiren ve her türlü çılgınlığı yapmış olan, diğeri lise yıllarında hiçbir çılgınlık yapmamış, sıradan bir yaşam sürmüş ve nihayetinde geçmişe pek de önem vermeyen biri. Ancak bana düşen, sadece hiçbir delilik yaşamamış olan Mert’i temsil etmek. Bu nedenle, ortalamanın biraz üzerinde coming-of-age filmlerine karşı duyduğum fazlasıyla yoğun hislerle yazılmış bir inceleme sizleri bekliyor. Mixtape, gençlik anılarına adanmış bir eser olduğu için bu değerlendirmeyi yaparken nesnellikten gerçekten uzak kalacağım. Gözlemleyeceğiniz gibi, daha çok duygusal bir yorum olacak.

Gerçekten de “her şey” derken abartmıyorum. Oynanış unsurları, sürekli değişen ortamların (her ne kadar arka planda Amerika olsa da) evimizin bahçesi gibi hissettirmesi ve elbette şarkıların doğru zaman ve mekanda kendine yer bulması sayesinde Mixtape, adeta aşurenin bir örneği oluyor; zira içindeki her şey bir bütün oluşturuyor. Bu yoğunluk, sadece 3 saat süren oyun süresinin romantize edilmiş gençlik hislerimizi tatmin etmekte yeterli olmaktan çok uzak. Ancak bunu ikinci ya da üçüncü kez oynamamak için de bir sebep bulamıyorum; çünkü eminim ki ilk kez oynarken fark edemediğiniz ayrıntıları keşfetmeye başlayacaksınız. What Remains of Edith Finch’teki yoğun duygusal anlama şekli burada da mevcut. Eğer Johnny Galvatron oyunun yönetmeni olsaydım, daha yaygın bir yapıya sahip olmayı tercih edebilirdim; böylece karakterlerle daha çok etkileşimde bulunup onlara daha fazla bağlanma şansımız olabilirdi. Ama belirtmem gereken bir gerçek var ki, Mixtape sadece bir duygusal deneyim sunuyor ve karakterler de bu deneyimin bir parçası.

Oyun, hislerimizi yoğun bir şekilde hissettirmek adına tüm unsurları romantikleştiriyor. Harika giyinmiş, en az bir alanda oldukça başarılı, gerektiğinde derin felsefi tartışmalar yapabilen karakterler; yaşadıkları olayları etkileyici ve renkli bir şekilde görmemizi sağlıyor. Her bölüm aslında bir şarkıdan oluşuyor ve bu da ana karakter Stacy Rockford üzerinden sunuluyor; böylece tüm oyun Fransız estetiğiyle dolup taşıyor ve “Sanat!” diyerek karşımıza çıkıyor. İşte burada öznel bir değerlendirme devreye giriyor; yaşadıklarım ve duyduklarımdan çok memnunum. Oh, bana sanat lütfen diyorum. Geliştirici ekip önceki oyunu The Artful Escape’te de bunu yapmıştı. Johnny Galvatron, oyun yapma konusunda daha da kendini geliştirmiş gibi görünüyor ve bu oyun, yönetmen dokunuşunu hissettiriyor. Bu özellikleriyle Mixtape, belli alanlarda yılın en iyilerinden biri olmayı hak ediyor.

  • The Perks of Being a Wallflower (2012): İçine kapanık bir gencin travmalarla ve bağlılık hissiyle olan mücadelesini anlatan, Emma Watson’ın yer aldığı bir film.
  • Boyhood (2014): Mason’un büyümesini, aynı oyuncularla 12 yıl boyunca anlatan belgesel tarzı bir film.
  • The Breakfast Club (1985): Bir cumartesi cezası çerçevesinde bir araya gelen lise öğrencilerinin, klişelerin ötesindeki gerçek kimliklerini keşfetmelerini konu alır.
  • Stand by Me (1986): Dört çocuğun bir cesedi bulmak üzere çıkmış olduğu yolculuk üzerinden çocukluk, dostluk ve olgunlaşmanın melankolik yönlerini ele alır.
  • Y tu mamá también (2001): Meksika’da iki genç erkek ve yaşça büyük bir kadın, bir yolculuğa çıkarak hayat ve birbirleri hakkında pek çok şey öğrenirler.

Bu alanların arasında bir şeyin olmadığını fark etmişsinizdir; birçoğu oynanış değil. Mixtape, The Artful Escape’ten daha az etkileşimli unsurlardan faydalanıyor. Her bölüm farklı bir “oynanış” sunmasına karşın, bunlar o kadar yüzeysel ki, onlara oynanış yerine daha çok interaktiflik demek daha uygun olabilir. Zaman zaman alışveriş sepetini kontrol edip polislerden kaçmaya çalışıyor, bazen de softball sahasında home run yapmaya uğraşıyoruz; çeşitlilik var ancak hiçbiri oynanış açısından tatmin edici değil. Zaten zorluk ya da başarısızlık olasılığı da bulunmuyor. Bu noktada kendime “Eğer Mixtape bir film olsaydı, aynı hisleri alabilir miydim?” diye sorduğumda, cevabın hayır olması benim kafamı karıştırmasına rağmen, bunun doğru medyumda olduğunu gösteriyor. Çünkü burada filme koyamayacağınız birçok küçük detay var; karakterlerin odalarındaki eşyalar ve Stacy’nin bunlarla ilgili sunduğu ayrıntılar gibi.

Detaylardan söz ederken, “yönetmen dokunuşu var” dediğim zaman, oyunun sunumunun ne kadar güçlü olduğunun altını çizmiştim ancak buradaki tutku küçük detaylarda daha fazla öne çıkıyor. Örneğin, Stacy ile kaykay sürüşü yaptığımız açılış sahnesinde, arkada DEVO çalarken karakterin müziğe göre ritim tutması veya geçen bir araca dikkatle bakması gibi mimikler ve hareketler üzerinde fazlasıyla yoğunlaşılmış. Johnny Galvatron’un kendi hayatından da izler sunduğu görünüyor. 20 yıl önce kurduğu The Galvatrons adlı elektronik-rock grubuyla birlikte, ne kadar özgün bir karakter olduğunu anlamak oldukça kolay. Stacy’nin her şarkıyı sunması ve lisanslı parçaların seçimi, doğrudan yönetmenin tercihlerini yansıtıyor. Her bölümün bir parçayı içine almasıyla birlikte, aslında oyun da bir mixtape haline geliyor.

Lisanslı şarkılara gelecek olursak, Mixtape’de tam 20’den fazla lisanslı parça var ve bu liste gerçekten etkileyici. DEVO, Silverchair, Rainbow, The Smashing Pumpkins, Portishead, Iggy Pop, Joy Division gibi sanatçıların parçaları yer alıyor. Genellikle bu tür şarkıları yarışma ve spor oyunlarında görüyoruz ve lisans hakları nedeniyle belirli bir süre sonra oyunlardan kaldırılıyorlar. Ancak Mixtape’in bu cesareti ve başarısı takdire şayan. Keşke bu anlayış, birçok oyunda daha fazla karşımıza çıksa. Çünkü sevdiğiniz şarkılar bir anda karşınıza çıkınca çok farklı bir his veriyor. Özellikle Portishead ve Joy Division beni derinden etkiledi.

1980’lerin başında ortaya çıkan CD, sadece kaset pazarını değil, ABD’de plak satışlarını da büyük ölçüde etkilemişti. Mixtape’in geçtiği 90’ların ortasında ise CD, tamamen baskın hale gelmişti ve miladı ise 2001 yılında çıkan iPod ve MP3 devrimi oldu. Mixtape’in eğlenceli ve yaratıcı sunumu, farklı sanat tarzlarını mükemmel bir şekilde lisanslı şarkılarla bir araya getirerek onu harika bir oyun haline getiriyor. Ancak, medya puanlarına göz atan ve “o ekstrayı” arayanlar için, kişisel deneyimlerin ve olaylara bakış açısının da önemli bir etken olduğunu belirtmek gerek.

İlgili Gönderiler

Exit mobile version