Fatekeeper: Oyun Dünyasında Yenilikçi Bir Macera Yeşeriyor
Fatekeeper ile macera dolu bir dünyaya dal! Hayal gücünüzü serbest bırakın, yoksa kahraman kılığındaki kediniz buna izin vermeyecek!
60 dakika önce
Üniversite için İstanbul’a taşındığım ilk akşamı aklımda çok net bir şekilde canlandırabiliyorum. O akşam sanki dondurulmuş anlardan oluşan bir fragman gibi; evin kapısından girerken kalbimde hem sevinç hem de bir tedirginlik vardı. Eşyalarımı taşırken, annem ve babam yanımda durarak bana “Sakın unutma, yemeğini zamanında ye!” diye sesleniyorlardı. Eşyalarım arasında en kıymetli olanı – benden çok daha fazla özlem çeken bilgisayarım – yerini aldı. Sonrasında göz göze geldik, “Artık yapacak bir şey kalmadı!” derken, bir kapı kapandı ve ben yetişkinliğe ilk adımlarımı atmaya başladım. İlk akşamda, yalnızlık bir yandan da özgürlük sunuyordu. Tüm bunların üzerine bir de Dark Messiah of Might and Magic açıldığında, sanki bireysellik ve hayallerimi gerçekleştirme yolunda sağlam bir destek bulmuştum.

Biliyorsunuz, bazı oyunlar bir şekilde kalbimizi çalar. Dark Messiah ise benim için tam böyleydi. Şimdi, bu yıllar sonra bile o eski heyecanımı yeniden yaşatabiliyor: Teması ve aksiyonu hâlâ göz dolduruyor. Evet, bu oyun tam anlamıyla bir başyapıt! Şu anda ise gözlerim *Alkahest*’e ve geçen yılın bombası *Avowed*’a çevrili. Ama neyse ki, bugünkü konumuz olan *Fatekeeper*’dan bahsedelim. S oralara doğru dalalım! Bu oyun, aslında biraz, “zaferle taçlanacak bir yemek tarifine ihtiyacı olan bir aşçının durumu” gibi. İlk izleniminizle birlikte başlıyor ve bir o kadar eksik kalan detaylarla devam ediyor. Gelsin ilk çatal, çok az pişmeye ihtiyaç duyuyor, içi hala oldukça çiğ.
Fatekeeper’, hakkında bilmeniz gereken en önemli şey: daha *çook* pişmeye ihtiyacı var. İçerik ve sistem olarak hala bir fazfeleştirci kıvamında. Evet, ama bahsi geçen takım sadece 13 kişilik! Onlar bu oyunun pişmesi için tahminen 18 ay süre alacağını öngörüyorlar. Kısacası, önlerinde uzun bir yol var. Şimdi gelin, size bu kıymetli yapımın nasıl bir şey olduğunu anlatayım. Fatekeeper, birinci şahıs bakış açısıyla oynadığınız bir aksiyon/RPG oyunu. Karakterimiz henüz eğitimini tamamlamamış bir Druid. Druid’ler kadim mekânı Solace’e ulaşmak için yola çıkıyor ve bu yolda ona rehberlik eden, sesi koca bir sıçan olan ruhani bir rehberi var. Kim derdi ki bir gün oyunlarda sıçanla dost olacaksınız?

Şimdi buraya kadar her şey güzel ama Fatekeeper’ın hikayesi tam olarak derin bir *Hogwarts* hikayesi arayanlar için değil. Oyunda ilerlerken, yükleme ekranlarında beliren ve seslendirilmiş günlük parçaları, belki de en etli kısım oluyor; ama başka bir derinlik var mı? Bilmiyorum. Zaten bu konuda daha iyi şeylerle karşılaşmayı bekliyorum, ama şunu söylemeliyim: bu oyun, görsel manzarası ve etkileşimli aksiyonu ile aslan payını alıyor. Gelen bazı güzel manzaralarla birlikte, olayların zenginliği ve etkileşimi bu oyunu kabul edilebilir kılıyor. Yani, Far Cry’daki gibi sıradan bir kapışma değil, *Dark Messiah*’ın ruhani ve modern bir devamı gibi duruyor!
Fizik kurallarını alt üst eden tekmeler ve etkileyici animasyonlar zaten birçok insanın ilgisini çekiyor. Fatekeeper’da da Dark Messiah’ın izleri net bir şekilde göze çarpıyor. O zaman, peki bu aksiyonun bu kadar öne çıkmasının sebebi ne? 2006 yılındaydık, Oblivion’ın yeni çıktığı dönemlerde! Dark Messiah o dönemde, düşmanları suyla dondurup havaya uçurmakla övünüyordu; ama günümüz oyuncuları, akıllı telefonlarından çıkıp gerçek bir maceraya atılmak istiyor. Eğer düşmanı kötü bir kış gününde kapı aralarına yerleştirirseniz, onu * feza’nıza yolla* yollayabiliyordunuz. Görülebilir sınırların tamamen ötesindeydi!

Karakterin Druid olması, aslında her iki yönü de kapsayan bir deneyim sunuyor. Düşmanlar arası dengeleri değiştirmek için büyü yapabiliyor ve düşmanlarını telekinezi ile havaya uçurabiliyorsunuz; yani oturduğunuz yerden düşmanları kaynar suya gönderme şansınız var. Bu tür etkileşimler oyun içindeki bütün alanlarda geçerli; tek vuruşla düşmanların uzuvlarını kopararak iş yapabilmeyi sağlıyor. Ama bunlar dışındaki en büyük sorun, düşman hitbox’larının bazen saçma bir durumda olması. Nasıl yani? Bahsettiğim gibi bulmacalar ve platformlar, bazen harika ruhlu akıcılık yaşatırken bazen de *“Eyvah, nereye gidiyorum?”* kısmında kalıyorsunuz. Tam bir kaybolma sanatı!
Başka bir unutulmaz detay; iksir yapma süreci! Çok özel yeteneklerinizi geliştiriyorsunuz; ancak yön bulma ve harita eksikliği, oldukça batarak ilerlemenize sebep oluyor. Yani birisi “Git oradan!” dediğinde ben tamamen “Nereye?” derim! Elimde hiçbir harita yok, bunu bir başıma çözmek zorundayım. “Galiba şuradan gidilecek” dedikten sonra asıl boyutunuzu öğreniyorsunuz. Umarım geliştiriciler, tam sürümde bu açıdan bir yenilik yapar. Ancak bunun dışında, hayal gücünüzü besleyecek birçok alan var!

Oyun kesinlikle bir inşaatın *ilk hali* gibi; yapılanma aşamasında ve henüz tam anlamıyla hazır değil. İnovasyonlar ve gelişmeler için çok daha fazlasına aç bir kapı! Yine de şu aşamada oyuncular için fiyat oldukça uygun. *7.99$* gibi bir meblağ, oyunu almak için makul. Ve bir gün, bu haliyle bile birkaç saat boyunca eğlenmenizi sağlayabilir! Şu anda 6-7 puandan bir şey alırdı, ama sözler ve görüntülerle bir yere varacağını düşünüyorum. *Siz de gözünüzü üstünde tutun ve bekleyin!*
Artılar:

- Görsel tasarım ve stil hoş
- Aksiyonu bol, etkileşimli ve akıcı; keyifli
- Temeli sağlam, potansiyeli çok yüksek
Eksileri:
- Cilası hâlâ çok eksik
- Şu anki hali, daha çok bir teknoloji demosu gibi duruyor
Sonda söylüyorum ki, bu haliyle bile keyifli birkaç saat geçirtiyor! Gelecekte 1,5 sene sonra potansiyeline ulaşacak, sağlam ve etkileyici bir oyun haline dönüşeceğini kesinlikle düşünüyorum.



Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?