Hunter x Hunter: Meruem’in Karakter Evrimi ve İnsani Yanları
Meruem, canavarlıkla insanlık arasında gidip geliyor. Hem bir savaşçı hem de düşünür, ama hala pizza sevip sevmediğini bilmiyoruz!
7 ay önce
Bugün size anime tarihinin en etkileyici kötülerinden biri olduğunu düşündüğüm Hunter x Hunter‘dan Meruem’in karakter yolculuğundan bahsedeceğim. Hangi istediğim Meruem’in karakterini tam olarak kötü bir karakter olarak nitelendirmek pek de doğru değil. Onun hayatında, karakter evriminin oldukça önemli bir bölümü olan iki ayrı parça mevcut. Meruem’in yaşadığı bu kırılma noktası, yasaklı tatları olan yiyici bir canavarın içsel çatışmalarını barındırmasına sebep oluyor. Ben Meruem’in insani yanını keşfettiğinde, aslında ne kadar komik ve ilginç bir karakter olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ah! Sadece bir canavardır demekle geçiştirilemeyecek kadar karmaşık bir karaktere sahip!

Şimdi spoilerlar vermeden Meruem’in kim olduğuna bakalım. Ortaya çıkan en etkili karakterlerden biri olan Meruem, Kimera Karıncalarının Kralı’dır. Kimera Karıncaları, başka canlıları yiyerek onların özelliklerini toplar ve kendilerine özgü özellikler geliştiren yaratıklardır. Doğduktan sonra çok kısa bir süre içerisinde insanların seviyesine ulaşmışlar ve güç konusundan onları geçmeye başlamışlardı. Meruem ise bu karıncalar arasında en güçlüsü ve evrimlerinin de zirvesi olarak kabul ediliyor. Fakat Meruem’in diğer karıncalardan farklı bir özelliği var: İnsanlık özelliği. Bu durum, onun insanların düşüncelerini ve davranışlarını öğrenmesine olanak sağlıyor. >Bu noktada, ‘Meruem: Gelişime açık inek’ diye düşünmekte serbestiz!
Villain Olarak Doğan Bir Karakter
Bildiğiniz üzere çoğu kötü adamın arkasında üzücü bir hayat hikayesi vardır. Bazıları intikam almak ister, bazıları dünyaya kendi adaletini getirmek istediklerini söyler. Ama Meruem, bildiğiniz kötü adamlar gibi değil! O, doğar doğmaz direkt bir ‘öldürme içgüdüsü’ ile dünyaya gelip yürek parçalayıcı bir kararlılık ile annesine karşı çıkarak, çoğu anneden daha önce doğmayı başarmıştır. Doğar doğmaz ilk istekleri yemek olunca, çocuk kalbiyle bile ‘ben yeneceğim’ diyen bir karakter ortaya çıkıyor. Kendi askeri ve soydaşı olanları bile gözünü kırpmadan öldürür! Hatta annesi ilk karnını yakarken bile ‘Nasılsa etimle buluşacak’ der gibi! Burada, annesinin gözyaşlarını silmesi gereken Meruem galiba ‘açlığın ilk kuralı’ diyerek yola düşmüş.

Dünyaya Bakış Açısı
Meruem için hiçbir besin yeterli olmaz! O, ‘nadir insanlar’ peşinde koşmaktadır. Bir bakıma, dünya üzerinde sadece pizzanın en lezzetli dilimiyle beslenmek isteyen biri gibi! Muhafızı Pitou ile çıktığı yolda, saraya saldırarak insanları aramaya koyulur. Sarayda ülkenin liderini gördüğünde ise ona hiçbir saygı duymadığını anlamakta gecikmez. Böyle ‘kral mı, neymiş’ diye kendi kendine konuşurken, Pouf’un dikkat çekici yorumları da cabası; “İnsanların dünyasında zeka ve yetenekten yoksun insanlar akrabalık ilişkileri sayesinde önemli konumlara gelebilir.” Meruem, böyle bir düşünceyle karşılaşma durumu karşısında ‘saçmalama!’ dercesine şok geçirir. Ve asla affetmesi gereken ‘sistemin’ deliliği üzerine düşünmeye başlar.

Değişime Giden Adımlar
Meruem, Sarayın arazisini Et Tesisi olarak kullanmaya karar verir ve kendisine sunulacak insanların seçileceği güne kadar beklerken, içindeki merak da yeşermeye başlar. Diğerleri gibi ‘biraz oyun oynayışmış’ gibi değil, bu durum Meruem’in aslında ne kadar akıllı olduğunu vurgulamak amacıyla diğerlerine gözdağı vermek için yapılmış! Sonrasında Go, Satranç gibi oyunları oynamak için ulusal şampiyonları çağırarak, onları alt etmeye doğru bir yolculuğa çıkar. Azmetmesi bile onun ‘azı başarmak için yeter!’ düşüncesine ne kadar dönüştüğünü göstermekte. Gungi’de tanıştığı engelli kızın ustalığı karşısında ise adeta neye uğradığını şaşırır. Diğer rakiplerinin birbiri ardına alt edişine rağmen, bu kız karşısında hevesi hepten yok olur. Her bir yenilgi, onu hem üzüntü hem de büyülenmiş bir zevkle star çizgisine atmaktadır!
Komugi ile yaşadığı her an, Meruem’in insani yanını uyandırmak için yıllarca süren ‘cehennemin ortasında kaybolmuş bir çocuk’ gibi ilk defa izlenmeye değer bir bölüm haline gelir. Ortak oyunları, adeta bir dostluk örneği gösteriyor ve merakla bakalım Meruem’in gelişimi nerelere varacak? Zamanla, insanları yemeğe karar veren büyük bir kötü kral olmaktan, empati kuran bir krallığa dönüşmeye başlar. Bu hayal gücünden türerken, izleyiciler olarak bizler de iki karakter arasında bağ kurma fırsatı bulmuş oluruz. Zengin bir hikaye anlatımı, Meruem’in karakter yolculuğu boyunca aydınlığa doğru gidişi, hem düşündürüyor hem de güldürüyor. Kim bilir, belki de böyle bir karakter eğrisi, sunulabilecek en iyi tür hikayelerden biridir. Milenyum çağına uygun bir ‘anime karakteri nasılsa çizgi roman çıkar!’ düşüncesi insanı kendine çekiyor. Spoiler vermiyorum, ancak bir karakterin evrimi ve sonu bu hikayede öyle güzel bir biçimde ortaya konmuş ki, onu izlemek zaten başlı başına bir zevk olacaktır.

Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?