Metro 2039: Yeni Bir Distopya Serüveni ve Karanlık Tarihimizle Yüzleşme
Metro 2039'da süpermarket yerine sığınaklar alışverişi yaparak, karanlık geçmişle gülümseyerek yüzleşmenin tam vakti!
3 saat önce
Metro Exodus, benim için yalnızca bir üçlemenin sonu değil, aynı zamanda bir çağın kapanışıydı. O muazzam finalin ardından, serinin gideceği yön konusundaki belirsizliğin yarattığı sinir bozucu duygu, sanki elimde bir böcek varken onu yakalamaya çalışmak gibiydi. O an “Beni buradan çıkarın!” diye bağırıyordum ama boşu boşuna. Önce çok oyunculu bir Metro oyununun çıkacağı söylentileri dillendirildi. Çok oyunculu bir oyun? Yani şunu söylemek istiyorum, Metro’nun ruhuna aykırı değil mi? Sonra ardarda devam oyununun (Metro 4) iptal edildiğine dair söylentiler geldi. Yani bırakın, tek başıma zombi avlama keyfimi yaşayayım, neden başkaları da benimle bu eğlenceyi paylaşsın ki? Tabii bir de VR oyunları var, hani şu “Metro Awakening” dedikleri. Her an VR gözlüklerimle çığlık atarak kaçacak yer arayacak mıydım, onu da bilemedim.

Derken sonunda, Metro 2039’un müjdesi geldi. O an sanki hayatta kalmak için bir ekmek parçası bulmuşum gibi bir sevinç yaşadım. Glukhovsky, Metro 2039’u serinin “en olgun hikâyesi” olarak tanımlarken “Karanlık zamanlarda, savaş zamanlarında, anlattığımız hikâyelerin gerçeği yansıtması gerekir” diyerek sanki bir ayna tutmuş gibi bizlere kendi karanlığımızı gösteriyor. Ama o aynadan bakarken kendimi görmek mi, yoksa Beyonce’nin “Halo” şarkısından etkilenip dans mı etmek istiyorum, onu bilemedim.
Glukhovsky’nin belirttiği gibi, artık “distopya” hikayelerine alıştığımızdan çok farklı bir yerlerdeyiz. Rusya-Ukrayna Savaşı ile daha önce sadece kurguda kalmış pek çok şey, gerçeğe çok yakın bir hale geldi. Ve burada Metro 2039 da bu gerçekliği “kayıt altına almak” için bir araç olarak değerlendiriliyor. Yani anlayacağınız, oyun sadece metrolarda koşturmak değil, aynı zamanda sosyal yorumda da bulunacak. Hem de düşünsenize, köklerimize dönüyoruz ama sanki “koltuk altı teri” kokan bir geçmiş. Tünellerde yürürken bizi karşılayacak o karanlık hikâyeye katılmakta çok hevesliyim! Kreatif Direktör Andriy Shevchenko, “Metro’yu Metro yapan şeylere odaklandık” diyor. Yani biz tünellere döneceğiz, ama bu sefer arkamızda uzanan karanlık bir geçmiş ile yüzleşeceğiz.

Yabancı isimli yeni kahramanımız, şiddetli kabuslarla boğuşmakta ve geçmişte yaşadığı karanlık anıların peşinden sürükleniyor. O, Metro’ya bir daha asla geri dönmeyeceğine yemin ettiği yaşamını arkasında bırakarak nostaljik bir yolculuğa çıkacak. Hani düşünüyorsunuz, “Neden bu kadar cebelleşiyor?” diyorsunuz ya, işte Yabancı sürekli geçmişteki hayaletlerinden kaçmak zorunda kalacak. Ve bu yeni oyunda ilk defa seslendirilmiş bir ana karakterle oynayacağız. Çok özlediğim bir yenilik! Önceki oyunlardaki “eee bir de yanımda ses yoktu” eleştirisini de geçtik, şimdi yeni bir eleştiri noktası bulana kadar duracak mıyız, merak ediyorum.
Fragmanda gördüğümüz sahneler, Metro serisinin DNA’sının korunduğunu gösteriyor. Maskenin dayanıklılığının tükenmekte olduğunu ve hızlıca güvenli koridorlara doğru koştuğunu izliyoruz. Bu arada nosalislerin saldırısına uğrarken “ya amca silahım neden tutukluluk yapıyor?” dercesine başa çıkmaya çalışıyor. Çünkü, bu o alıştığımız Metro görselliği ve gerilimli atmosfer içerisinde süregeldiğimiz bir macera. Yani kasvetli bir kış günü pencere kenarında oturan birisinin sinirlenmesi gibi değil. Bana kalırsa bu oyun, gerçekten de güzel bir performans gösteriyor.

Benim için önemli olan bir diğer konu ise çevresel hikâye anlatımıdır. Metro serisinde görevini yerine getirirken etrafınızı süzüp detaylara dikkat ederseniz, o karanlık tünellerde pek çok şey sizi bekliyor olacak. Dene, başına bir ton kötü şey gelirse, en azından “hemen Metro’ya gireyim” diyebileceksin. Bu gelenek yeni oyunda da devam edecek gibi görünüyor. Her detay, bulunduğumuz yerin tarihini yansıtacak şekilde tasarlanmış. Bu “donmuş hikâyeler” yaklaşımı ile Şevçenko’nun anlattığı gibi, detaylara odaklanmayı seven oyuncular için mikro anlatılar bir araya getirilecek. “Odaya girdiğinizde, orada birisinin yaşadığı belli oluyor” diyor Yapımcı Jon Bloch. Yani bu odaya girdiğinizde “acaba buradan kaçmanın bir yolu var mı, ben burayı bilmem” diye düşünmeyi bırakın, “şu lanet olası insan neden burada boğulmuş” diye merak etmeye başlayacaksınız!
Tabii ki bu tüm süreç Covid-19’a benzer bir ambargoyu andırıyor. Ukrayna-Rusya savaşının geliştirme sürecine etkisi tartışılmaz. Geliştiricilerin birçokları hala Ukrayna’da ve insanları tanıdıkları yaralanırken, zor koşullarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Yani onlara zor anlar yaşatan bu olay, doğal olarak oyunun ruh hali üzerine de etkisini gösteriyor. Ulmer, “Metro’nun anlamı savaşı önlemek” diyor, fakat mevcut durum bu anlamı nasıl etkileyebilir ki? İşte, burası çok dikkat çekici! Şevçenko, “Hikayemiz Ukrayna bakış açısıyla anlatılıyor, ama bu yine de Metro evreninde geçiyor,” diyor.

Sonuç itibarıyla, Metro 2039’un her ne kadar bu yeni şartlarla yeniden şekillendirilmiş bir oyun olduğu anlaşılıyor. Ve muhtemelen bir kez daha insanlığın en büyük düşmanı olan birbirimizle yüzleşeceğiz! Evet, tam olarak Glukhovsky’nin dediği gibi “sadece bir oyun” değil. 2039’la buluşacağımız günü dört gözle bekliyorum. Hadi bakalım, karanlık tünellerde buluşalım!

Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?