MIO: Memories of Orbit İncelemesi – Harika Grafikler ve Yenilikçi Oynanış
MIO: Memories of Orbit incelemesi ile harika grafikler ve yenilikçi oynanışın detaylarını keşfedin! Keşiflerinize başlayın.
2 saat önce
Hollow Knight: Silksong’un ardından, “Bir daha bu standartta, dolu dolu bir Metroidvania deneyimi ne zaman yaşayabileceğiz?” diye düşündüm. Üst düzey bir oyun tecrübesi sonrası, sonraki birkaç oyunun yeterince iyi olmayacağını hissetmek oldukça yaygın. Silksong’dan sonra ilk oynadığım Metroidvania ise MIO: Memories of Orbit oldu ve tüm şüphelerimi ortadan kaldırdı. Kaliteli Metroidvania oyunlarıyla karşılaştığımda, genellikle 5-10 saat oynayıp bir şeyler yazmayı tercih etmiyorum. Bu durum, oyunun aslında hakkını veremeyecekmişim hissini uyandırıyor. Bu nedenle MIO’yu bitirdim, yetmedi, tüm zorlu görevlerine meydan okudum, başarımlarını topladım ve gerçek sona ulaştım. Bu inceleme, toplamda 30 saati aşkın bir tecrübenin sonucudur.

MIO, “The Vessel” adı verilen bir uzay gemisinde geçiyor. Oyun açıklamasında da belirtildiği gibi bu gemi modern bir Nuh’un gemisi gibi, ama işlevselliğini kaybetmiş ve içerisi çoğunlukla harabe haline gelmiş. Geminin bakımını üstlenen yapay zeka, İnci’ler, artık işlevini yitirmiş durumda. Biz oyunda MIO adındaki, çeşitli yeteneklere sahip bir robotuz. Bu uzay gemisinde, bizden önce de bizim gibiler olmuş; asıl amacımız ne, neden varız ve gemiye hayat veren Kalp, Nefes, El, Omurga gibi İnci’lere ne oldu? Tüm bu soruların yanıtlarını harikulade bir arka plan eşliğinde keşfetmeye çalışıyoruz.
MIO’nun beni en çok etkileyen yönü, geleneksel Metroidvania yetenek klişelerine meydan okuması oldu. Bilirsiniz, oyunlarda genelde ilerledikçe çift zıplama, havada sıyrılma, duvardan zıplama gibi yetenekler açılır. MIO’nun bunlardan bazıları mevcut, bazıları ise yok; fakat var olanlar da yeterince orijinal ve MIO kendine has dokunuşlar eklemiş. Örneğin, çift zıplama yeteneği oyunda baştan beri bize tanınmışken, ilerleyince yeni bir zıplama yeteneği sunmuyor. İleride, duvara tutunma yeteneği kazanıyoruz ama bunu son derece doğal şekilde hareket eden kablo saçlarla gerçekleştiriyoruz. Havada süzülme, duvara veya tavana tutunarak ilerleme gibi hareketler sınırsız değil; enerji çubuğumuzu kullanarak gerçekleştiriliyor ve ayağımız yere basmadıkça enerjimiz dolmuyor. Bu durum, platform kısımlarının zorluğunu artırıyor ve buna daha sonra değineceğim.

Öncelikle, oyunun muazzam görselliğinden bahsetmek istiyorum. MIO, kesinlikle uzun zamandır oynadığım en GÜZEL Metroidvania ve buna Silksong da dahil. Grafikler, el çizimi gibi karakalem ile renklendirilmiş bir yapıya sahip. Kullanılan renk tonları ve tablolardan fırlamış gibi duran arka planlar, oyunun birçok yerinde durup detayları incelememe sebep oldu. Eğer bir kıyas yapacak olursam, aklıma gelen ilk oyun GRIS olurdu.
Oyun dünyası, her biyomun kendine özgü bir öyküsü ve bağlantılı İnci’ler hakkında verdiği ipuçlarıyla mükemmel bir şekilde tasarlanmış. Harita, sağdan sola bağlanan bir döngü oluşturarak ilerliyor; en sağ kısım, aynı zamanda en sol kısım oluyor. Bu detay, bazı gizemlerin çözümleri ve kilitli kapıların açılışı için hayati bir bilgi sunuyor.

MIO, bazı tartışmalı tasarım tercihlerine de sahip, bunlardan biri sedefler. Soulslike oyunlardan alışık olduğumuz, öldüğümüzde kaybolan bir para birimi diyebiliriz. İlk defa öldüğümde, “Geri döneyim de sedeflerimi alayım” diye düşündüm ama bu mümkün değil. Öldüğünüzde tüm sedefleriniz, geminin sedef kaynağı olan gölete aktarılıyor. Bu aktarım başlangıçta kötü değil, çünkü harita sistemini açmak için gölete sedef bağışı yapmanız gerekiyor. Ancak, bu eşiği geçtikten sonra her ölümde sedeflerinizi kaybetmek büyük bir kayıp oluyor. Bunu önlemenin bir yolu var; haritanın bazı bölgelerinde karşılaştığımız Kristalizör’leri kullanarak sedef damlacıklarını kristallere dönüştürebiliriz ve bu kristaller ölümden etkilenmiyor.
Başlangıçta üç mantomuz var, yani canımız. Dört tane kaplama malzemesi bulduğumuzda bir manto kazanıyoruz ve bu kaplama malzemeleri hurda satıcısı Mel’den de satın alınabiliyor. Bazı geliştirmeler bize ek manto sağlarken, bazıları ise manto verip başka bir avantajımızı elimizden alıyor. Geliştirmeler için sınırlı slot sayısı bulunuyor, bu durum seçim yapmamızı gerektiriyor. Hikâye boyunca, bazı yerlerde sarsıntılar meydana geliyor ve mantolarımızdan biri etkisiz hale geliyor, bu da zorluk seviyesini artırıyor. Örneğin, oyunun sonlarına geldiğimde 9 mantom varken, sadece 5 mantoyla hayatta kalmaya çalışıyordum.

Oyun, ana hikâyeyi takip ediyorsanız genellikle zorlanmayacağınız bir zorluk seviyesi sunuyor. Ancak, bazı bosslar sonlarda zorlayıcı hale geliyor. Boss’un saldırı düzenlerini öğrenmek ve yeteneklerimizi doğru zamanda kullanmak, Metroidvania deneyiminin bir parçası. Ayrıca, oyunda işinizi kolaylaştıracak üç seçenek mevcut. Bir boss’a yenildiğinizde, canının azalmasını seçebilirsiniz. Diğer bir seçenek, yerde hareketsiz bekleyerek bir manto yenilemanız. Üçüncü seçenek ise, düşmanları pasifleştiriyor. Bu özellikler, ana hikâye ile sınırlı kalmak isteyenler için iyi düşünülmüş.
Ancak, opsiyonel içerikler geldiğinde MIO’nun platform kısımları şimdiye dek gördüğüm en karmaşık, en zorlu bölümler arasında. Tüm içeriği görmek, haritayı açmak ve gerçek sona ulaşmak istiyorsanız çelik gibi sinirlere sahip olmalısınız. MIO’nun platform zorlukları, önceki oyunlardaki Path of Pain’den bile daha zorlayıcı. Bazı tasarım detayları rahatsız edici olsa da, içeriğin sağlam olduğunu söylemek zorundayım.

Grafiklerin güzelliğinin yanı sıra, müzik ve seslendirme kısmı da oldukça etkileyici. Oyun boyunca çalan lo-fi ve synth ağırlıklı müzikler, dinlendirici bir ambiyans yaratıyor. Metroidvania türünde müziklere önem verdiğim için bu noktada MIO yüksek puan aldı. Seslendirmeler de oldukça kaliteli, özellikle İnci’lerin konuşmaları ve duygularını yansıtan vurgular dikkat çekici.
MIO: Memories of Orbit, Türkçe dil desteğine de sahip ve çevirisi son derece doğal ve başarılı. Jenerik kısmında Proje Lideri olarak Ebru Yılmaz Akça, çevirmen olarak ise Ali Efendioğlu ve Berk Göbekçioğlu’nu gördüm. Ortaya çıkan iş gerçekten enfes, akıcılık açısından başarılı bir çeviri yapılmış.

Sonuç olarak, MIO: Memories of Orbit, Silksong ile kıyaslandığında aşağı kalır bir yanı olmadığı gibi, belirli alanlarda daha üstün bulduğum noktaları da barındırıyor. Özellikle keşif ve gizli yerleri bulmaya odaklı oyuncular için “iyi ki oynamışım” dedirtecek mükemmel bir oyun. Kesinlikle kaçırmamalısınız.
| Gerçek SonMIO: Memories of Orbit hakkında bilmeniz gereken önemli bir detay, gerçek sona ulaşmak oldukça zor, ancak buna değer. Oyunun hikâyesine dair ekstra detayların yanı sıra, karşılaşacağınız son ‘brutal’ boss, zaten etkileyici olan bu oyunu başka bir seviyeye taşıyor. Oyun bitiminde kısa bir çıkış videosu izliyorsunuz ve jenerik akmaya başlıyor; fakat normal sondaki gibi ana ekrana dönmüyorsunuz. Burada oyuna geri dönüyor ve interaktif bir ekstra sahne izliyoruz. Küçük bir gözyaşı ile oyuna veda etmek harika bir deneyim, bunu kaçırmamanızı tavsiye ederim. |



Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?