Mortal Kombat dünyasında kaybettiğimiz her karakter tekrar geri döndüğünde, hepimizin yüzünde bir gülümseme beliriyor. Öyle ki, belki de ölümden daha kötü kaderler vardır gerçekten! Bir seri düşünün ki karakterler, öldükçe daha çok geri dönerler. Tanıtımda belirttiğiniz gibi, MK evreninin ne kadar karmaşık olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. 2011 yapımı Mortal Kombat’tan başlayarak, her yeni oyunun, geçmişteki olayları sorgulayan ve geleceğe uzanan büyük bir dönüşüm başlattığını görüyoruz. İşte bu; kahramanlar, düşmanlar, olaylar ve pek çok sürpriz ile dolu bir döngüyü getiriyor.
Hikayenin ilginç kısmı, Raiden’ın bir mesaj göndermesiyle başlaması. “O kazanmalı!” dediği an, herkesin kafasında bir soru işareti oluşuyor: Kim kazanmalı? Liu Kang mı, Shao Kahn mı? Raiden, mesajına dönüş yaparak geçmişteki savaşları veya karakter gelişimlerini değiştirmeye çalışırken, sonuç olarak daha da kötüleştiriyor durumu! Önceki savaşçıların aralarındaki mücadeleleri hatırlarken, Raiden bir yandan geçmişte kendisine ait olmayan bir sorumluluğu taşımak zorunda kalıyor. Sanki tüm bu karmaşanın içinde kaybolmuş bir kurban gibi.
Düşünün bir kere, Raiden her şeyi daha iyi hale getirmek için çabalarken, ardında bıraktığı izler ve yanlışlıklar ile kendi düşmanı haline geliyor. Smoke’un bir robota dönüşmesini önlemeye çalışırken, kendi planlarının içinde Kuai Liang’ı siber bir savaşçıya dönüştürüyor. Hani olur ya, öyle bir temizleme operasyonu düzenlersiniz ki, sonucunda yanlışlıkla evdeki tüm cam eşya kırılır! İşte Raiden’ın hikayesi tam olarak bu şekilde bir trajediye dönüşüyor.
Raiden, kendi parmağındaki tılsım çatlamaya devam ederken, aynı döngüler içinde sıkışmış gibi hisseder. Bu döngü, herkesin bir şekilde gittiği ama sonucunu bilmediği bir yarışı andırıyor. Liu Kang’ın düşmanı Goro’yu alt etme hayali, pek çok beklenmedik sonuçla sonuçlanırken, herkesin mutlak galip gibi gördüğü Shao Kahn sahneye çıkıyor. Raiden’ın geçmişteki hatalarını sırayla tekrar yaşaması sanki bir komedi filmi gibi. Tılsım çatlayacak diye korkarken, aslında başka bir tılsım doğuyor. Peki, gerçekten kim kazanmalıydı? Bu an gibi, o an bile döngüler içinde kaybolmuş durumda.
Mortal Kombat 10 ile hikaye daha da dallanıp budaklanıyor. Burada Shinnok’un geri dönüşü ile eski dostların, düşman olan ruhların, Revenant’ların bir araya gelmesini izliyoruz. Ama bu kadar hızlı ve hareketli bir evreyi geçmek için bir kahramana ihtiyaç var. Zira, Johnny Cage’in aktörlük yerine dünyayı kurtarmaya soyunması, “Hollywood’dan kurtulan adam” gibi bir duruma dönüşüyor. İşte bu noktada, geçmişin savaşçıları, birkaç taptıklarından tekrar ayağa kalkıyor ve herkesin kurtuluşu başka bir karaktere bağlı hale geliyor.
Bu oyunların komik yanlarından biridir, her karakterin ayrı ayrı başı belada! Yani, Johnny Cage’in karısı Sonya ile olan ilişkisi, tam da evliliğin en karmaşık dönemlerindeyken dünya kurtarmak üzerine giden bir yolculuğa dönüşüyor. Hatta, Johnny ve Sonya’nın evlenip boşanması, izleyiciyi güldüren bir “yerel komedi” unsuru hâline geliyor. “O zaman, ben biraz da aşk doktoru olayım!” der gibi, bu kez yeni nesil dövüşçüler sahne alıyor. Cassie Cage, Jacqui Briggs ve Takeda akla gelen en güçlü karakterler olarak bu selefi savaşçılarla birlikte mücadele ediyor.
Bizi, Outworld’ün yeni hükümdarı Kotal Kahn’a karşı verilen savaşa götürüyor bu yeni nesil. Görevleri, tüm dünyayı derin bir karmaşadan kurtarmak ve heyecan verici anlarla dolu olan bu aşamada her şey altüst oluyor. Buradan D’Vorah ve Quan-Chi’nin dinamizmine adım atarsak, gerçekten de “her savaşçının bir geçmişi vardır” gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Ve işte bu karşılaşma, Mortal Kombat evreninin karmaşası içerisinde başka bir döneme giriş yapıyor!
Biraz da mizaha derinlik katacak olursak, bu karakterlerin ölümden kaçışı ve her birinin hepimize sunduğu taşak geçişler; bizlere ne kadar sıradan olsa da, büyük bir komedi içindeki derin bir dramaların etrafında dönen bir hikaye sunuyor. Artık Mortal Kombat’ta kimse kolay kolay ölmez. Ölüm, gerçekten sadece bir başlangıçtır!