Dışarıdan baktığımızda oldukça tuhaf ve alışılmadık bir aile portresi çizen Endless, Zaman ve Sonsuz Gece’nin yani her şeyden önceki iki şeyin çocuklarıdır. Bunlar, kendi aralarında belli âdetler çerçevesinde iletişim kurup var olurlar. Her biri temsil ettiği kavramın hem kendisini hem de zıddını barındırır var oluşunda ve bilfiil kendisidir de bu kavramların Yaşam/Ölüm ikilisinde olduğu gibi. Gelin, kendilerine biraz daha yakından bakalım; zira yaşamlarımızın her anında zaten yoklarmış gibi duruyorlar, değil mi? Sonsuz bir aile ve herkesi tanıyıp, hepsine birer kişisel hikaye yazmak istiyorum! İşte, başlıyoruz!
- Dosya – Sandman Nedir?
Destiny (Kader)
Kardeşlerin en yaşlısı Kader, elinde HER ŞEY’in yazılı olduğu bir kitapla dolaşan, gözleri kör ama gören bir keşişi andırıyor. Ah, evet, o yaşlılığın verdiği bilgelikle, diğerlerinin derdine pek yanaşmaz; çünkü işin başını sonunu zaten bilmektedir. Soğuk ve mesafeli duruşuyla, labirenti andıran diyarında kitabını okumaktan başka pek bir şey yapmaz. Ancak unutmamak gerekir ki, bu âlemde kaderin bile hükmedemediği bazı durumlar vardır. Yani, bir nevi Kader de bazen kalışı oldu mu? Çok ilginç değil mi?
Death (Ölüm)
Kardeşler arasında en cana yakın (!) olanı elbette ki Ölüm’dür. Düşünsenize, onunla bir akşam çayı içmek; yarı şaka, yarı ciddi bir muhabbet! Genç, hareketli ve çekici bir gotik kız görünümündedir, ya da en azından reklamı böyle yapıyor. Uzun seremonilerden bünyesi sıkılır tabii, bu yüzden daha çok “Tünelin Sonundaki Işık” olarak anılır. Güzelliğiyle, korkunç bir şey yapmaya geliyor olmasına rağmen, bazılarına ilgi ve şefkatle yaklaşır. Bazen, hayatta neyi kaybetmek üzere olduklarını unutanlara birkaç fısıldar, “Hayalleriniz İkiz yıldızlarınızda kaybolmuş, ama merak etmeyin; hayallerinizi kaybettiğinizde, ben buradayım” der gibidir.
Dream (Düş)
Bir kahraman ya da anti-kahraman olarak tanınan Düş, aslında bizim gizli düşlerimizi ve hayallerimizi temsil eder. Herkesin rüyalarında onu bulmasına yardımcı olurken, sıkı bir şekilde dişleri arasında tuttuğu gerçekliğin kaynağıdır. Morpheus, tutsak geçen yıllarından sonra değişmiş; daha snob, daha karamsar bir kişilik haline bürünmüştür. Sıklıkla “bunun bir anlamı yok” diye söylenirken, işin doğrusu, bazen ünlü sanatçılar rüya bile görmeyi unutur. Ama Düş, sorun değil der; “Hayal etmenin anlamı elde etmenin anlamından daha değerlidir” diye fısıldar, ve rüyalarımıza dalar.
Destruction (Yıkım)
Yıkım denince aklınıza hemen şiddet gelmemeli. Bu, doğanın devinimi veya yeni bir şeylere yer açmak için geçmişin kabuğunun kırılması demektir. Yıkım, kendi dünyasını yıllar önce terk edince, kendine yeni bir yaşam yolu seçmiştir. Kendisi kaslı ve iriyarıdır; ama içten gelen bir bilgelik taşır! Hani, bir kılıcı çıkarırcasına, eski düzeni yıkarak yeni yaşam alanları açmak için gelir.
“Merhaba, ben Yıkım. Peki, yeni bir şeylere ne kadar hazırsınız?” diye sorduğunda, herkes biraz tedirgin olur ama aslında yıkım olmadan yeniliklerin de doğmayacağını hatırlatırız kendimize.
Desire (İhtiras)
İhtiras, yalnızca ister ve bunu elde eder. Suretini değiştirme yeteneğine sahip olan bu figür, tam bir manipülatör gibidir. Kardeşler arasında musibete en yatkın olandır ve bu, Düş ile sık sık çatışmasına neden olur. “Ben sadece biraz eğlenmek istiyorum!” derken, genellikle birileri tehlikeye girmiştir. Sembolü camdan bir kalp olan İhtiras, kalpleri kırabilmek için değil, bağlayabilmek için çaba sarf eder. Gerçekten, onun etrafında dönen hikayeler, sanki bir telenovela gibi bitmek bilmez!
Despair (Umutsuzluk)
Umutsuzluk ise dipsiz bir hiçliğin efendisidir. Gri bir dünya onun krallığıdır ve aynalara bakınca insanları gördürür. “Beni bırakmaktan korkuyorsan, belki de hiç çıktığın vekilinin buyruğuna girmelisin” der. Kancası, kendi derisine yaptıktan sonra ona ait olmayan hissiyatlar için kullanılır. Dipsiz bir kuyuya düşmek gibi, oradan geri çıkmak gerçekten zor. Ama unutmamak gerekir ki, karanlığın içinde ışık aramak, belki de en cesur adımlardan biridir.
Delirium (Hezeyan)
Hareketli ve canlı bir genç kız gibi olan Delirium, duygularını sürekli değiştirir. Renkler ve karmaşık yazılar arasındaki sürrealist tabloya dönüşür bir anda. Bazen bir çocuk olarak görünür; ama öylesine derin bir bilgelikle gelir ki, bir anda hayatın anlamını sorgulamak zorunda kalırsınız. Düş ve Yıkım’ı aramaya çıktıklarında, aralarındaki bağın güçlendiğini hissederiz. Çünkü, aslında tüm tatlı ve tuhaf olayların birleştiği nokta, birlikte geçirdikleri zamanlarda saklıdır. Acaba, anormal olanı normalleştirerek içine doğdukları tuhaflıklarla yüzleşmeleri mi gerekiyor? Ah, kesinlikle, Delirium’un hayatı gerçeklerden daha renkli ve tuhaf görünüyor! Nasıl ki; “Bütün bunların ardında bir renk var mı?” diye sorduğunda, kalp atışları düşündüğümüz kadar karmaşıklaşır!