Steven Spielberg’in ‘İfşa Günü’: UFO’lar ve İnsanlığın Geleceği Üzerine Düşünceler
Steven Spielberg'in 'İfşa Günü' filmi, UFO'lar ve insanlığın geleceği hakkında düşündürürken, uzaylıların kahve içim tarzını sorguluyor!
5 saat önce
Çocukluğumdan bu yana izlediğim Spielberg filmlerinin her birinde, başka bir yönetmende pek rastlamadığım bir detay gözümüze çarpar; o da, duyguların oyuncuların gözlerinde saklı olmasıdır. Hani o herkesin özlediği dost sohbetlerinde, “Duygular sadece gözlerde saklıdır” deriz ya, işte Spielberg bu laftan ilham almış gibi! Jurassic Park’ta Dr. Grant’in dinozorları ilk gördüğü an, bir bakışla tüm cümbüşü özetler. Duygularını betimlediği o bakış, nasıl bir yolculuğa çıktığımızı hissettirir. Üçüncü Türle Yakın İlişkiler’de Roy’un karar anındaki bakışı ise bir hayli etkileyicidir: o anın dramı, seyircinin kalbini yakar. Ve Amistad’da Anthony Hopkins’in mahkemedeki tiradı sanki ruha işleyen zincirleri kırar ve insanlık tarihindeki derin yaralara bir parça merhem sürer. Spielberg’ün filmlerinde, genellikle umudu ve iyiliği barındıran bir dünya kurma çabası görülür. Ancak bu durum “aşırı duygusallık” ile eleştirilebilir; çünkü çoğumuz için dünya çok da güzel bir yer değil. İnsanlar daha çok günaha meyilli, pessimist yaratıklardır. Ben ise Spielberg’ün iyimserliğini Gaspar Noe’nin o kaygı verici ve tahmin edilemez gerçekçiliğine tercih ederim. Bu belki de eleştirilmeme neden olur, ama umrumda değil!

Ve şimdi karşımızda büyük ustanın son filmi Disclosure Day (benim adımda oldukça iyi bir çeviri olan İfşa Günü) var. Artık her şey anlamını yitirirken, birbirine karıştığı ve bölük pörçük hale geldiği bir dönemde, seyirciye sunuluyor. İlk bakışta sıradan bir kaçış hikayesi gibi görünen bu film, aslında derin bir anlam barındırıyor. Senarist David Koepp’in alt metinlerinde, 1947’den bu yana toplanan UFO dosyalarının hükümete yakın bir özel güvenlik kuruluşundan çalındığını öğreniyoruz. Ve bu dosyaların, sansürsüz bir şekilde tüm insanlığa ifşa edilme çabası içinde olan cüretkar çalıcılar var! Tabii ki diğer tarafın da boş durmadığını biliyoruz; elbette bu bilgilerin halka ulaşmasını engellemeye çalışacaklar! Ama tam burada, sıradan bir Kansas’lı hava durumu sunucusu olan Margaret, bu karmaşanın tam ortasında bulur kendini. Margaret, bulmacanın en önemli parçası olmayı başaracak.
Bir de Emily Blunt var tabii ki! Hani sıkı bir blockbuster filminde, Blunt’un büyüleyici performansını övmeden geçmek olmaz. Spielberg’in dünyasında oyuncuların gözleri her daim en önemli anahtar. Emily’nin bakışları, filmin bu yeteneğini en iyi şekilde bize sunuyor; izleyiciyi ekrana kilitleyen o derin anlar yaşatıyor. Tüm bunlar dışında, Disclosure Day’in bir diğer güçlü yanı spekülatif bir bilim-kurgu olması. İnanç, inkâr, bilginin yükü gibi konular, insanlığın evrendeki yeri hakkında düşündürücü diyaloglarla akılda kalıyor. Gerçekten UFO’ların varlığı dünyamızı nasıl etkiler? Ya da kendileri de aslında tanrısal varlık olan uzaylılar aramızda varsa, “bir şeylerin sürüldüğü” hissi bizim dengelerimizi alt üst eder mi? Hikaye, taşların yerinden oynaması ve insanlığın bir devrim zamanı yaşaması gerektiğini düşündürtüyor.

Her ne olursa olsun, dindar olsun, inançsız olsun herkesin bu yenilikçi gerçeğe olan adaptasyonu önem kazanıyor! Çünkü, artık bilgiyi paylaşmak ve anlamını sorgulamak gerekiyor. Mahremiyetin içinden geçilen bir post-gerçek çağındayız, bilginin altın mı yoksa çöplük mü olduğuna karar vermek bizlere düşüyor. Uzaylılarla el sıkışırsak, inançlarımız bu yeni durumla nasıl bir hal alır? Herkesin bir şeyin var olduğunu bilmesi, elbette bu konuda aynı şekilde rahat olamayacak. Ama tüm patırtı gürültüden sonra, insanlığın geleceği parlak mı olacak? Spielberg’in bakış açısında umut her zaman vardır ve bu umudu paylaşmak için filmin senaryosunu sonuna kadar değerlendiriyor.
Neyse ki filmin yer yer mantık hatalarına ve kolay çözümlere başvurabildiği açık; hatta bazı karakterlerin mücadelelerinden vazgeçmesi “bu ne yaaa?” dedirtebilir! Ancak vazgeçmek bazen mücadelenin de kazananıdır. İnsan merak duygusu, kişisel hırsların ve açgözlülüğün ötesine geçtikçe, tüm gizemlerin ifşasının tatminini bir başka şekilde yaşar. Ve o an insanlar kendilerini topluluklarının ayrılmaz bir parçası olarak hissetmeye başladıklarında, asıl potansiyelleri açığa çıkmaya başlayacaktır. Aşırı iyimserlik dolu bir yapım, belki de günümüzün negatif bilgilerle bombalanmış zihinlerden uzak durmamızı sağlar. Ancak belki de Spielberg, karanlık bir dünyada son bir umut ışığı yakmaya çalışıyordur.

Herhalde unuttuk, bizi negatif bilgilerle dolduran algoritmalar gün geçtikçe daha da köktenci hale gelmiş durumda. Spielberg bu bahçeye daha insani bir umudu tohumlamaya çalışırken, biz yine de şöyle düşünüyoruz: “Yok mu bir değişiklik?” Aklımızda yaratılmış daha sayısız soru ile ilerliyoruz. Disclosure Day, merak ve bilginin sorumluluğu temalarını özenle taşıyan bir yapı. Nihayetinde, biliyoruz ki, inanç ve inkâr arasında gidip gelmek, kendi içimizdeki en derin çatışmaları yaşatacaktır. Spekülatif bilim kurgu dünyası, özlediğimiz o eski tatıyla bizi buluşturuyor.
Dip Not: Film, 10 Haziran Çarşamba günü, yani ABD’den iki gün önce vizyona girecek. Hoş bir detay, değil mi? 🙂
Editörün Notu: Bu film, kendinizi inanç ve inkâr arasında bulduğunuz, düşündürücü bir deneyim sunuyor. Spielberg hâlâ iyi bir yönetmen mi? UFO’lar yarın karşımıza çıksa, onlara inanır mıydık? Her şeyden öte, inancın ve inkârın günümüzde hâlâ bir anlamı var mı? Spekülatif bilim kurguda özlediğimiz bir tat, nihayet geri dönmüş. Filmin Notu: 4 / 5

Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Emily Blunt, Josh O’Connor, Colin Firth, Eve Hewson


Henüz yorum yapılmadı, ilk yorumu sen yapmak ister misin?