“The Sandman” film mi dizi mi, ne alaka? Ben derim ki, “Dizi de olmasın, çizgi roman kalsın!” Bir oyunbozan olarak içimde bu düşünceler uçuşurken, bu dizinin duyuruluşundan çıkışına kadar geçen süreç benim için bir korku filmi gibi geçti. Bazen düşündüm, acaba Neil Gaiman’ın kurgularının ve hayal gücünün yapımcılar tarafından nasıl bir tecrübeye dönüştürüleceği beni korkutuyor muydu? Kim bilir! Bir yandan Magnum Opus’unu başkalarının eline bırakmayan Gaiman’ın projeye nasıl bu kadar derinlemesine katıldığını görmek beni mutlu ediyor; diğer yandan Netflix’in, abonelerine “bu kadar içerik var ama hangisini izlerim” diye düşündürten o boş içerik akışı beni üzüyordu. Netflix, benim gözümde oyun dünyasının Ubisoft’u haline geldi; nasıl Ubisoft açık dünyalarından ikonların saldırısına uğrayıp kafamın içinde düğüm oluşturuyorsa, Netflix’in ana sayfasında da her şeye bakıp, hiçbir şeyi izlemeyerek sıkılıp çıkıyorum. O derece bir sıkıntı yani! Platformda dönen bir milyoncu kalabalığı var, hepsi birbirinin kopyası. Birinin bir elmas bulmasını beklerken geçiyorum, diğeri sadece “aptal” içerikler döşüyor. Düşünsenize, bu kadar kitap ve kaynak varken, içerik basmak için sadece yahu dükkanda ne var şeklinde bir felsefeye mi baktılar?
Ben, çizgi romanı o kadar seviyorum ki, acaba bu yapım TimeWarner’ın HBO’suna mı gidecek diye düşünüyordum; sonuçta o kanal, prestijin adresi. Neyse ki şımarıkça önyargılarımın yanı sıra, son zamanlarda etnik köken ve cinsiyet seçimiyle patlayan tartışmalara da şahit oldum. Death karakterinin siyahi, Lucifer’ın kadın ve Lucien’in de “hem siyahi hem kadın” olması, çizgi roman ve dizi fanatikleri arasında bir tartışma yarattı. Bu konulara olan gerginliğe Neil Gaiman’ın efsanevi tepkisiyle kayıtsız kalamadım. Hatta bu çekişmenin tuhaf bir komedi unsuru oluşturduğunu düşünmüyor değilim. Sonuçta, çizgi roman okumayanların, Twitter’da Gaiman’a The Sandman anlatmaya üstün körü kalkıştığı anlar, gülmeden duramadığım sahnelerdi. Gaiman, kendisi için yaratılan hikâyenin neresinde duruyor, gerçekten tek kelime edemiyorsunuz. “Ne yapsa güzel yapar!” demek de, formlara göre değişiyor; çünkü eser haklarının onda olmadığını, sonunda parayı verenin her zaman son sözü söyleyeceğini biliyorum. İşte, Gaiman’ın The Green Knight’ı ve Coen’nin The Macbeth’ine benzer durumlardan, kendi gözlemlerimle yaşadım ki, kitapların uyarlama süreçleri bazen bambaşka sonuçlar doğurabiliyor. Yani, uyarlamalar da açıkça ele alınabilir.
Öte yandan, The Witcher’daki eleştiriler ve eleştiri yağmuru da ortada… Netflix, bazı projelerde anlaşmanın mürekkebi kurumadan “X karakteri farklı ırktan/cinsiyetten/cinsel yönelimden birine oynatalım” gibi bir serzenişte bulunduğu da bir gerçek. Bir de tabii bütçe meselesi var ki, bu da ayrı bir tartışma konusu. Çizgi romanlarda âlemden boyuta zıplayan Lucifer’ın, CGI fakiri bir dizide şirin bir gençle olay çözen çapkın jandarma olmasına haykırarak duraksadım. Geleceğe umutla bakmakta zorlanıyordum; çünkü The Sandman’in ekran kalitesinin bu bütçeyle asla yansıtılamayacağına inanıyordum. “Abi bak tek sezona 1 milyar dolar bütçe vermişler” diye duyduğumda “Bir 10 sene bekleyin, CGI daha da gelişip ucuzlar belki!” derken buldum kendimi. Ama kimse, benim gibi düşünenlere kulak vermedi, tıpkı “Hadi bakalım, The Sandman’in dizisini Netflix yapacak!” denildiğinde kalbimde biraz daha gerilmenin artması gibi!
Aradan geçen zamanın ardından sonunda ilk sezonu izledim ve peki, “The Sandman” ilk sezon itibarıyla olmuş mu? “Olmuş!” Tabii ki küçük memnuniyetsizliklerim olsa da, diziyle ilgili tek büyük şikayetim, (evde) teatral bir tecrübe olarak, eserin sanatsal açıdan pek de yükseltmemiş olmaması. Ama işte, bu konulara daha sonra geliriz. Önce en çok tartışılan kısım olan oyuncu seçimlerine bir bakalım. Morpheus olarak Tom Sturridge? Arada bir tonlamayı kaçırıp olmadık gürültüler çıkaran sahneleri hariç harika bir performans sergiliyor. Bakışlarıyla, o karanlık ve büyüleyici karakteri başarılı bir şekilde yansıtırken; diğer yandan umursamaz hallerini gözlükleriyle pekiştiren Boyd Holbrook var ki, The Corinthian bizzat gelip görse emekli olur!
- Karakterin çizgi romanda erkek olması nedeniyle birkaç tartışma konusu doğuran Vivienne Acheampong? Performansı ve Sturridge ile olan uyumu sayesinde onu izlemek oldukça keyifli.
- Jenna Coleman’ın Johanna Constantine rolü, bana biraz garip geldi ama Gaiman’ın açıklamalarıyla netlik kazandı. Tamam, var ama farklı bir karakter değil mi? Hadi neyse!
- Lucifer’i canlandıran Gwendoline Christie ise, Game of Thrones’un biricik Brienne of Tarth’ı olarak karşımızda. Yine de David Bowie’nin “The Thin White Duke” karakterinden esinlendiği hakkında mızmızlanmaya devam ediyorum. Her ne kadar karakter boyu ve posuyla havalı görünse de, aklımda tam oturmadığı bir gerçek!
Teknik açıdan The Sandman’i çok üst düzey bulamadım; evet, “dizi bütçesi” kaygılarım yerinde çıkmadı ama bazı yerlerde sıradan kaldığını hissediyorum. Görsel efektlerle birlikte, çekim kalitesinde daha fazla özgünlük beklerdim. Cehennem tasvirleri zaten muhteşem ama sinematoloji eksikleri olduğunu düşündüğüm alanlar oldu; üzerinde duracağım noktalar yeterince vurgulanmamış gibi görünüyor. “Senaryo çizgi romana ne kadar sadık?” derseniz, iddia ediyorum ki bu konuda oldukça bağlı kaldılar. Tamamen çizgi romanın ruhuna hitap ediyor, ayarlamalar yapılmış. Neil Gaiman, doksanlardan günümüze geçişte bazı rötuşlar yapsa da hâlâ kaynak esere sadık kalmayı başarmış.
Sonuç olarak, The Sandman’ın ana akım eğlence sektöründe yeniden bir etki yaratma ihtimali düşük. Game of Thrones kadar popüler olacağını düşünmüyorum ama buna benzer bir akım oluşturması da kaçınılmaz. Kaynağına sadık ve görsel estetiği yüksek olan bir yapım bulmak, özellikle bu kadar uyarlama arasında oldukça zor. Çizgi romanı seviyorsanız, mutlaka izleyecek ve muhtemelen keyif alacaksınız. Neil Gaiman’ın çabalarının, hem çizgi roman vatanına hem de televizyon dünyasına hayırlı sonuçlar vermiş olması ümidiyle devam edelim.
Editörün Notu:Neil Gaiman’ın çabaları, çizgi roman dünyasına önemli bir katkı sağlamış.
4/5
Yaratıcılar: Neil Gaiman, David S. Goyer, Allan Heinberg
Oyuncular: Tom Sturridge, Boyd Holbrook, Jenna Coleman, Gwendoline Christie, Kirby Howell-Baptiste