Undertale ve Deltarune serilerinin yaratıcısı Toby Fox, resmi dil çevirilerinin olmamasıyla ilgili gelen eleştirilere oldukça ilginç bir şekilde yanıt verdi. Tabii ki, bu durum özellikle Güney Amerika’daki hayranlar için bir hayal kırıklığı yaratmış durumda. Hayranların yoğun tepkileri üzerine Fox, bu durumu dikkatlice değerlendirip açıkladı. Düşünün ki, insan bir günde karnabahar gibi pişer, ama dil çevirileri öyle bir günde hazır olmuyor. Elbette Fox’un bu duruma yaklaşımını anlamaya çalışmak, bir çiçekteki polen gibidir; herkes kendi bakış açısına göre farklı yorumlayabilir!
Fox, oyunlarını “yerelleştirme” konusunda yalnızca bildiği dillere onay vermeye sıcak baktığını ifade etti. Yani, eğer bir başka dil Fox’un gözünde çok çehresiz görünüyorsa, o dilin çevirisinin olmaması çileden çıkarıcı değil. Fox’ın resmi olmayan çevirilerden memnun olduğunu belirtmesi, aslında burada yerelleştirmenin sadece bir dil bilmekle alakalı olmadığını gösteriyor. Şu anda tam olarak Japonca çeviri yapılmış ve diğer dillerde ise hayranlar kendi çabalarıyla çeviriler yapıyor. Fox’un bu açıklaması, bir bakıma “Senin çevirin, benim vizyonum!” dercesine bir tavır. Sebebi? Oyunlarının kendi vizyonuyla birebir eşleşmesini istemesi. Kısacası, anladığınız gibi, onun gözünde eğer dilini bilmediği ülkeler için bir şeyler yapacaksa, o zaman o dilin temsilcisi bir süper kahramana ihtiyacı var.
Fox’un Japonca konusunda daha istekli olmasının ardında, Japonca’yı bilmesinin ve iyi bir editörle çalışmasının etkisi olduğuna katılmamak elde değil. Sanki oyun yapımında bir şef gibi, “Oh! Sadece bildiğim baharatlarla yaparım, yoksa o yemeği doğru pişiremem” dedikçe, işleri daha da sertleştiriyor. Oyunların olay örgüsünün ve karakterlerinin derinliği göz önüne alındığında, her şeyin doğru şekilde çevrilmesi gerektiğini anlamamak için insanın çiğ yumurta harcıyla da düşünebiliyor olması lazım!
Sonuç olarak, Toby Fox’un açıklaması oldukça mantıklı görünüyor, değil mi? Bu kadar hikaye ağırlıklı bir oyunda, kendi sanatsal vizyonunu koruma isteğini anlamak zor değil. Eğer insanların zihinlerinde yalnızca bir dilin çevirisi varsa, o zaman o başkalarına nasıl hitap edebilir ki? Düşünsenize, kahve içmezseniz, kafeinsiz günler yaşamak zorunda kalabilirsiniz. Bu durumda, kendi dünyasını çizmek isteyen bir sanatçının en doğal hakkı. Öyleyse, her dilde bir yalnızlık var; belki de bazı dillerde yaşamanın tek yolu, kendi evrende kaybolmayı kabullenmektir!