Bundan 10-15 yıl önce bu filmi izleseydim, muhtemelen distopik ve karanlık bir geleceği hayal ederdim. Ancak, şu anki haline baktığımda işlerin pek de öyle olmadığını görüyorum. Artık bu film, aslında içinde yaşadığımız gerçekliğin bir adım ötesini gösteriyor. 90 dakikalık bir sohbet formatında, sanki Chat GPT ile yazışıyormuşuz gibi hissettiriyor. Bu gerçeklik aynı zamanda inandırıcılığı düşük bir gerilim filmi olarak karşımıza çıkıyor. Peki, neden böyle düşündüğümü merak ediyorsanız, birkaç suçsuz insanı yargılamak için elimde yeterli gerekçe var! Şimdi, olayların akışına bir göz atalım.
Yakın gelecekte kurulan Mercy sistemi, bir yapay zekâlı yargı algoritması olarak karşımıza çıkıyor. Eğer bu sistemin önüne düşer ve “bir hata yaptım, sistemin bana sunduğu 90 dakikayı kullanıp kendimi aklayacağım” derseniz, işte o zaman çılgın bir maceranın içinde buluyorsunuz kendinizi. Hayır, burada gözlüklerinizi çıkarıp “sanki bir Instagram çıktısı izliyorum” demediğinizi umuyorum. Bilmeyen için açıklayayım: Masumiyetinizi kanıtlayamazsanız, anında idam! Eyvah, kurban sayısından kaçtıysak, bıçağını kapıp biraz daha hızlansın sistem! Chris Pratt’in canlandırdığı Chris Raven, bir sandalyeye bağlı bir polis memuru olarak, cinayetle suçlanıyor. Çoğu insan, neden evde sandalyeye bağlı bir cesetle kalmayı seçtiğini sorgularken, yine de biz 90 dakikalık akıl almaz bir filmin yanında duruyoruz. Olayın böyle gidişatını izlerken, bir yandan “Yahu bu filmde kötü bir şaka var mı?” diye de düşünmekten kendimi alamıyorum.
- Yönetmen: Timur Bekmambetov
- Başrol Oyuncuları: Chris Pratt, Rebecca Ferguson, Kali Reis
Techno-phobia’ya bir adım daha atarken, bu filmde Amazon’un Blink ve Ring kameralarıyla çekilmiş görüntülerin yer aldığını fark ediyorum. Yani, baştan aşağı bir reklam filmi izliyoruz yapım aslında. Sinema salonunda otururken içimden “Yahu bu geçen yılın en kötüsü seçilen Ice Cube’ün War of the Worlds’ü gibi sanki” demekten kendimi alamıyorum! Bu filmde de, adalet sisteminin işleyişini sorgulamak için dolaylı yoldan bir deneme yapılıyor. Fakat unutmamak gerekir ki, Steven Spielberg’ün Minority Report’unda, suçların işlenmeden tespit edildiği bir dünyayı görmüştük ve orada sağlam bir eleştiri yapılıyordu. Buradaysa, gerçek adaletin sorgulanabilirliği bir kenara bırakılmış gözüküyor.
Film sanki güçlülerin ve her yerin gözü olanların adaletine güvenip güvenemeyeceğimizi tartışmaktan kaçınıyor. Bu durumda, “Eğer sistem şu an bile üzerinde yarım ağızla yürüyorsa, yarın ne olacak?” sorusu var. Gerçekten, bu noktada film hümanistliği elden bırakıp, “Pro AI” fikrini destekler nitelik kazanıyor. Peki, bu “Pro AI” nedir? Kısaca, Yapay Zekanın zamanla gelişen, hatalarından ders çıkaran bir sistem olduğunu ve uzun vadede insanlık için daha iyi sonuçlar alacağını savunan bir görüş. Ama filmde bu konudaki son derece zoraki bir “sürpriz” ile konuyu bağladığını görmek insanı düşündürüyor. Bir insanın canına mal olan bu durum, ne kadar vahim görünüyor değil mi?
Devamında, Chris Raven’in karakterinin toksik bir erkek olarak gösterilmesi, eşiyle olan sorunlarını görmezden gelerek, yine sistemi kendisini aklama çabası içine girmesi ise, filmdeki çelişkilerin bir başka boyutu. Kısacası, sistemin kendi içindeki adaletsizliği bir kenara bırakacak olursak, özel hayatın sürekli ihlal edilmesi, yasaların esnetilmesi ve mantık hatalarına hiç girmeyeceğim bile. Ama yine de bu filmi izlemenizi de tavsiye ederim çünkü içinde bulunduğumuz distopik durumda, Amazon gibi şirketlerin yarattığı dünyayı gözler önüne seriyor. İnsan hayatı değerlenirken, polis merkezli otokratik yönetimlerin sert köküyle nasıl eziyet ettiğine tanık oluyoruz.
Bunu düşündükçe, belki de adaletin yapay zekanın “sentetik ellerine” teslim edileceği bir geleceğe doğru hızla ilerlediğimizi söylemek abartılı olmaz. Ve o ellerin hakkaniyet, adalet ve sezgisel düşünce içermeyeceğini, yine güç sahiplerinin bu durumu manipüle edeceğini düşünmek, bence hiç de yanıltıcı olmayacaktır. Eğer bu noktalarda barış içinde düşünüyorsanız, o halde distopik bilim kurgu külliyatından hiçbir şey öğrenmemişiz demektir!
Editörün Notu: Yapay zekanın ayak seslerinin bizi ele geçirmeye çalıştığı bu dönemde, bu filmi izlemek sanki düşüncelerimizi daha da karartmak üzere ekranın önüne yerleştirilmiş bir tuzak gibi. Belli ki, insan hakları ve adalet kavramını bir kenara bırakıyoruz ve “Olur böyle hatalar” diyerek safe problemi örtbas edeceğiz. Ayrıca sonuç olarak puanım: 2.5 / 5